Türkçü Turancı Turania.Net & Com Turan Ulusları Turan Forumu - Turanian Nations' Turan Forum
  #1 (permalink)  
Alt 7. September 2009, 19:18
Tibaren
Guest
 
İletiler: n/a
Standart Anadoluda Kurulan Türk Beylikleri

Anadolu’da Kurulan İlk Dönem Türk Beylikleri




Orta Asya'da bin yıl öncesinden hareketlenen büyük Türk gurupları, X. asırdan itibaren doğudan Azerbaycan-Doğu Anadolu-Irak-İran istikametinde yürüyüşlerine devam etmişlerdi.

Büyük Selçuklu Devleti'nin kuruluşu ile Malazgirt zaferi (1071) arasındaki devrede Türkmenler Anadolu hudutlarını aşarak bu ülkenin doğu ve orta kısımlarına yayıldılar. Malazgirt zaferinden sonra Bizans'ın mukavemetinin tamamen kırılması üzerine Anadolu'nun geri kalan kısımlarını da fethe giriştiler. Türkler için Anadolu artık yeni bir vatan olmuştu. Sultan Alp Arslan ile beraber Malazgirt savaşına, Artuk, Tutak, Danişmend, Satuk, Mengücük, Savtegin ve Afşin gibi büyük emir ve beyler de katılmışlardı. İşte bu beylerden bazıları Malazgirt zaferinin kazanıldığı yıldan itibaren Doğu Anadolu'da Türk beyliklerini kurdular.

1344'te İlhanlı İmparatorluğu'nun kesin çöküş tarihidir, Anadolu'da Türkmen Beylikleri hâkim vaziyettedirler. Bu Beylikler'in elinde bulunmıyan Anadolu toprakları, geniş de olsa, siyasî ve askerî ehemmiyet arzetmemektedir.

Osmanoğulları, İzmit şehrini de almışlar, Pelekanon meydan muharebesinde Bizans İmparatoru'nu bozmuşlar, Karasıoğulları'na metbûluklarını tanıtmışlar, Ankara'daki Ahi Cumhuriyeti'ni tehdide başlamışlar, Karamanlılar'ın nüfuz mıntakalarına uzanmışlar, mutlak surette Anadolu'nun en prestij sahibi hükümdarı olmuşlardır (tahtta gene Osmanoğlu Orhan Bey vardır).

Karamanoğulları da Eretna devleti başta olmak üzere komşularından fütuhatta bulunmuşsa da, Osmanoğulları'nın prestijine erişmeleri mümkün olamamıştır. Türkiye'nin eski başkenti Konya'yı ellerinde tutmaları, Osmanlılar'ın jeopolitik konuşlarının yanında ehemmiyetsiz kalmıştır.

Kocaeli yarımadası Osmanoğulları'na geçince, Bizans, Anadolu ile hemen hemen alâkasını kesmiştir. Osmanlılar, Karası Beyliği'ni ortadan kaldırıp Çanakkale Boğazı'na dayanmanın arifesindedirler.

Malazgirt Zaferi'nden sonra yapılan anlaşmaya Bizans'ın yeni yönetimi uymayınca, Sultan Alp Arslan komutanlarına Anadolu'nun tamamen fethedilmesi emrini vermişti. Alp Arslan'ın yerine geçen Melikşah zamanında da bu fetih hareketleri devam ettirildi. Kutalmışoğlu Süleymanşah ve kardeşi Mansur gibi hanedan üyeleri ile Artuk Bey, Tutak, Danişment Gazi, Mengücek, Ebulkasım gibi komutanlar emrindeki Türkmenlerle Anadolu içlerine akınlar düzenlediler. Anadolu'nun fatihi olan bu değerli komutanlar veya oğulları hâkim oldukları bölgelerde kendi devletlerini kurdular. Bu devletler, Anadolu'da kurulan ilk Türk devletleridir. Melikşah'ın ölümünden sonra (1092) bu Türkmen beylikleri daha bağımsız hareket etmişlerse de çoğu siyasî bakımdan Irak Selçuklularına bağlıydılar. Anadolu'nun Türkleşmesinde önemli rol oynayan ilk Türk devletleri, genellikle küçük, mahallî devletlerdi. Ancak Saltuklular, Danişmentliler, Mengücekler ve Artuklular diğerlerinden daha güçlü idi. Zamanla Türkiye (Anadolu) Selçukluları, bu devletler üzerinde hâkimiyetini kurarak, Anadolu'da Türk birliğini sağlamıştır.

Danişmentliler
Saltuklular
Mengücekler
Artuklular
Sökmenliler
İnaloğulları
Çubukoğulları
Çaka Bey
Tanrıvermişoğulları
İnançoğulları
Dilmaçoğulları
Begteginliler


Danişmentliler (1072- 1178)

Sivas merkez olmak üzere Tokat, Niksar, Amasya ve Kayseri civarında kurulmuştur. Devletin kurucusu Melikşah'ın komutanlarından Danişment Gazi Ahmed Bey'dir. Rivayete göre Türkmenlere öğretmenlik yaptığı için Dânişmend Gazi diye anılan Ahmed Bey,Türkiye Selçukluları Sultanı Süleymanşah'ın ölümüyle nüfuzunu daha da artırdı. Ankara, Kastamonu, Çankırı'yı ele geçirdi. 1.nci Kılıçarslan ile beraber Haçlılara karşı savaştı ve Antakya Haçlı Prensi Bohemond'u esir ederek Malatya'yı ele geçirdi. Yerine geçen oğlu Gazi Bey zamanında devlet en güçlü devrini yaşamıştır (1104).Öyle ki Türkiye Selçukluları ve Bizans'ın iç işlerine müdahale eder oldular.Gazi Bey, Haçlılardan Konya'nın geri alınmasına (1116) ve taht mücadelesinde desteklediği 1.nci Mesud'un burada sultan ilân edilmesine yardım etti. Danişmentliler, her zaman Haçlılara ve Bizans'a karşı başarılar kazanmışlar ve fethettikleri toprakların Türkleşmesini sağlamışlardı. Bu sebeple Türkiye Selçukluları, Türkler arasında itibarı çok fazla olan Danişmentlileri en büyük rakipleri olarak görmüşlerdir. Nitekim taht mücadelelerinden faydalanan 2.nci Kılıçarslan, Danişmentli şehirlerini ele geçirerek bu devlete son vermiştir (1178).

Saltuklular (1072-1202)

Beyliğin merkezi olan Erzurum ve civarı, Alp Arslan'ın komutanlarından Ebûlkasım Saltuk tarafından fethedilmişti . Oğlu Ali Bey ise devletin asıl kurucusu sayılır. Ali Bey'in oğlu İzzettin Saltuk zamanında Saltuklular en güçlü dönemlerini yaşamışlardır (1132-1174). Bayburt, Kars, Oltu, İspir, Tercan ve Trabzon havalisi beyliğe dahil edilmiştir. İzzettin Saltuk, bölgedeki diğer Türk beyleri ile iş birliği yaparak Gürcülere karşı başarılı savaşlar yaptı.Ayrıca Trabzon Rumlarıyla da mücadele etti. Gürcüler üzerine sefere çıkan Türkiye Selçukluları hükümdarı 2.nci Süleyman Şah, Saltuklu Beyi Melikşah'tan Erzurum'u alarak bu devlete son vermiştir (1202).

Mengücekler (1072-1228)

Alp Arslan'ın komutanlarından emir Mengücek, Erzincan ve Kemah çevresini fethederek bu devletin temelini atmıştır. Beylik hakkındaki ilk bilgiler oğlu İshak zamanında başlar (1118-1142). Danişmentlilerin hâkimiyetini tanıyan İshak'ın ölümünden sonra devlet iki kola ayrıldı (1142). Oğullarından Davud Erzincan ve Kemah'a; Süleyman ise Divriği'ye hakim oldu.

1-Erzincan-Kemah Kolu; Şebinkarahisar'ı da içine alan bu kol, Alaaddin Keykubad tarafından ortadan kaldırıldı (1228).

2- Divriği Kolu:
Bu kol hakkında fazla bir bilgi olmamakla birlikte, 1250 yılına kadar Selçuklu hâkimiyeti altında varlığını sürdürdüğü bilinmektedir.Mengücekler zamanında özellikle Erzincan ve Divriği birer kültür ve ticaret merkezi durumuna gelmiştir.

Artuklular (1101-1409 )

Devlet adını Oğuzların Döğer boyundan Eksük-oğlu Artuk Bey'den alır. Anadolu'nun fatihlerinden olan Artuk Bey, hizmetlerinden dolayı Suriye Meliki Tutuş tarafından Kudüs valiliğine getirilmişti. Ancak Kudüs'ün Fatımîlerin eline geçmesi üzerine (1098) Artuk'un oğulları Sökmen ve İl-Gazi burada tutunamadılar. Suriye'nin kuzeyi ve Güneydoğu Anadolu bölgesine geldiler. Selçuklular tarafından kendilerine verilen bölgede, üç kol hâlinde, Artuklu devletini kurdular.

Hasankeyf-Amid (Diyarbakır) Artuklu Kolu (1101- 1231):

Artuk Bey'in oğlu Sökmen tarafından Hasankeyf'te (Hısn-ı Keyfâ) kuruldu. Nurettin Mehmet zamanında, Selahaddin Eyyubî'nin de yardımıyla Diyarbakır (Amid) ele geçirildi (1183) ve burası Artukluların merkezi oldu. Eyyubîler Hasankeyf ve Amid'i ele geçirerek bu kola son verdiler (1231).

Sökmen ve oğulları Haçlılar'a karşı mücadeleleriyle ün kazandılar. Nitekim Sökmen, Türkmen liderlerinden Çökürmüş ile birlikte, Urfa Haçlı Kontu II.Boudain'i esir etmeyi başarmıştır.Artuklular zamanında Diyarbakır ve çevresi Türk kültürünün en önemli merkezi hâline gelmişti.

Mardin Artuklu Kolu (1108-1409):

Artuklu şubeleri içerisinde en güçlü ve uzun ömürlü kolu oluşturur . Artuk Bey' in diğer oğlu İl-Gazi tarafından Mardin'de kurulmuştur (1108). İl-Gazi Halep halkının isteği üzerine Halep'e girmiş ve oğlu Temurtaş'ı burada bırakmıştır. Oğlu Temur- taş, İl-Gazi gibi bölgedeki Haçlılarla mücadele etmiş; 1144'de Urfa'yı Haçlılardan alması İslâm dünyasında sevinçle karşılanmıştır.Güçlü devletler arasında kalan Mardin Artukluları, Eyyubîler ve Selçukluların hâkimiyetini tanımışlardı. 1243' de ise İlhanlılar'a bağlandılar .Nihayet, Mardin'i alan Karakoyunlular bu devlete son verdiler (1409).

Harput Artuklu Kolu (1185-1234):


Hasankeyf koluna hükümdar olamayan Ebûbekir, Harput'a gelerek, Harput Artuklu kolunu kurmuştur (1185). Alaaddin Keykubad'ın Harput'a girmesiyle bu kol sona ermiştir (1234).

Sökmenliler (1100-1207)

Sultan Alp Arslan'ın yeğeni Kutbettin İsmail'in komutanlarından Sökmen El -Kutbî tarafından, Van Gölü havzasında kurulmuştur. Sökmen, Müslüman Mervanoğulları'ndan Ahlat'ı alarak burayı merkez yaptığından bu beyliğe Ahlat Şahlar veya Ermen Şahlar da denilmektedir. Son Sökmen beyi İzzettin Balaban zamanında idare Eyyubîler'in eline geçmiştir. (1207) Togan-Arslanoğulları-Dilmaçoğulları (1084-1394)Bitlis-Erzen dolaylarında kurulmuştur. Beyliğe adını veren Dilmaçoğlu Mehmet Bey, Malazgirt Savaşı'na katılmış komutanlardandır. 1104 yılında başa geçen Mehmet Bey'in oğlu Togan Arslan, büyük bir üne sahipti. Bu sebeple kendi soyundan gelen Erzen beyleri için Togan-Arslanoğulları denmiştir. Gürcü ve Haçlılarla mücadele eden bu beylik, oldukça uzun ömürlü olmuştur. Selçuklulardan sonra Harzemşah ve İlhanlı hâkimiyetine girmişler; Akkoyunlular tarafından beyliğe son verilmiştir (1394).

İnaloğulları (1103-1183)

Diyarbakır ve çevresinde kurulmuştur. Suriye Selçuklu meliki tarafından Amid (Diyarbakır) valiliğine getirilen Tuğ Tegin, Haçlılarla mücadele için ayrıldığı şehri Türk beğlerinden İnal'a vermişti. İnal Bey 1103'de Amid'de kendi hükûmetini kurdu. Yaklaşık 80 yıl süren beylik, Amid'in Selahaddin Eyyubî tarafından ele geçirilmesiyle sona ermiştir (1183). İnaloğulları, Amid'de(Diyarbakır) birçok eser bırakmıştır. Onlar zamanında şehirde 40 bin ciltlik bir kütüphane kurulmuştur.

Çubukoğulları (1085-1113)

Beyliğe adını veren Emir Çubuk, Anadolu'nun fethinde ve özellikle Amid'in (Diyarbakır) ele geçirilmesinde önemli rol oynamıştır. Bir ara Selçuklular adına Amid askerî valiliğine de getirilen Emir Çubuk, Harput merkez olmak üzere Palu, Arapkir ve Çemişkezek'te kendi hükûmetini kurmuştur. Oğlu Mehmed Bey zamanında Artuklu Belek Gazi, Harput'u ele geçirerek beyliğe son vermiştir (1113).

Çaka Bey (1081-1097)

İzmir ve çevresinde kurulduğundan İzmir Beyliği olarak da anılır. Oğuzların Çavuldur boyuna mensup olan Çaka Bey, uzunca bir müddet kaldığı İstanbul'dan kaçarak, İzmir' e gelmiş ve burada beyliğini kurmuştur (1081).Bizans tahtını ele geçirmek için Peçeneklerle ittifak kurmuşsa da amacına ulaşamamıştır. Ancak oluşturduğu donanma ile Midilli, Sakız, Sisam, Rodos gibi Ege adalarını ele geçirmiştir . Bu güçlü düşmandan kurtulmak isteyen Bizans, damadı olan 1.nci Kılıçarslan'ı aleyhine kışkırtmıştır. Bir rivayete göre Kayınpederi Çaka Bey'i yanına çağıran 1.nci Kılıçarslan, onu hileyle öldürtmüştür. Ancak bazı kaynaklarda Çaka Bey'in ölmediği ve Bizans donanmasının kuşatmasındaki İzmir'i teslim ettiği yazar (1097).Çaka Bey, Anadolu'daki ilk Türk denizcisi, kurduğu donanma ise ilk donanma olarak kabul edilmektedir.

Tanrıvermişoğulları

Çaka Bey'in İzmir'de hâkimiyetini kurduğu yıllarda Tanrı-bermiş adlı bir Türk komutanı da ele geçirdiği Efes'te beyliğini kurmuştu. Bizans'ın sahil bölgelerine yolladığı donanma Efes'i ele geçirince bu beylik de ortadan kalkmıştır (1097).

İnançoğulları (1262-1335)

Kurulduğu yerden dolayı Lâdik -Denizli Beyliği adıyla da bilinir. Bu bölge Malazgirt Savaşı'ndan kısa bir süre sonra Türkleşmiştir. Nitekim Denizli bölgesine 200 bin çadır halkının yerleştiğini dönemin kaynakları yazar. 1262 yılında Selçuklulara karşı ayaklanarak, İlhanlı hâkimiyetine geçen Mehmet Bey, devletin kurucusudur. Mehmet Bey'in torunu olan İnanç (Yinanç) Bey, beyliğe ismini vermiştir. Germiyanlıların ilhakıyla İnançoğulları beyliği sona ermiştir (1335).
Dilmaçoğulları (1085-1192)

Dilmaçoğulları Beyliği, 1085-1192 yılları arasında Bitlis ve Erzen'de (Batman-Kozluk-Oyuktaş Köyü-Yeşilyurt Mezraası) egemen olan Türk beyliği.Kurucusu, Büyük Selçuklu hükümdarı Alp Arslan'ın komutanlarından Dilmaç Mehmed Bey'dir (Hükümdarlığı: 1085-1104). Kuruluş döneminde Büyük Selçuklu Devleti'ne biçimsel bağlılığını sürdüren Dilmaçoğulları, Toğan Arslan döneminde (1104-37) en parlak yıllarını yaşadılar. Saltuklular ve Artuklular ile birlikte Haçlılara ve Gürcülere karşı savaştılar.

Beyliğin kurucusu Dilmaçoğlu Mehmed (Muhammed) Bey, Sultan Alp Arslan devrinde Bekçioğlu Afşın, Ahmed Şâh gibi Türkmen beyleri ile Bizans idaresindeki Anadolu’ya akınlarda bulunuyordu.

Malazgirt Savaşına (1071) da iştirak eden Dilmaçoğlu Mehmed Bey, daha sonra Selçuklu ordusunun Halep çevresinde gerçekleştirdiği fetihlere katıldı.1085 yılında Diyar-ı Bekir (Diyarbakır) alındıktan sonra Bitlis ve Ahlat da Selçuklu kuvvetleri tarafından zaptedildi. Bitlis ve havalisi Mehmed Bey’in idaresine bırakılarak ona iktâ (kullanım hakkı) edildi. Bu suretle Dilmaçoğulları Beyliği kurulmuş oldu. Önce Kılıç Arslan'a, onun ölümünden sonra da Ermenşahlar’a (Ahlatşahlar) bağlandı. Togan Arslan daha sonra Artuklular'dan İl Gazî'ye tâbi olmuş ve bu hükümdarla beraber Haçlılara ve Gürcülere karşı savaşmıştı.

Hüsâmeddîn Kurt zamanında (1137-1143), Irak Selçuklu sultanı Mes’ûd, kardeşi Selçuk-şâh’a Ahlat, Malazgird ve Erzen bölgesini iktâ etmişti. 1138 Selçuk-şâh bu bölgeyi tahrip ettiği gibi, halkına da kötü davranmıştı. 1192 yılında Ermenşâhlardan Begtimur Bitlis'i zapt etti. Bundan sonra Dilmaçoğulları Beyliği Erzen ve havalisinde XIV. yüzyılına sonların kadar hüküm sürmüş, muhtemelen Akkoyunlular devrinde tarihe karışmıştır.

Begteginliler (1146-1233)

Erbil Beyliği, Erbil Atabeyliği veya Begteginliler, 1146-1233 yılları arası Irak'ın kuzeyindeki Erbil ve çevresine egemen olan Türk Atabeyliğidir. Devlet adını kurucusu olan Zeynüddin Ali Küçük'ün babası Begtegin'den almıştır.

Begtegin, Büyük Selçuklu Devleti'inde ordusunda bir komutandır. Oğlu Zeynüddin Ali Küçük, Zengilerin emri altına girmiş ve bu devletin hükümdarı İmadeddin Zengi tarafından 1144 tarihinde Musul valisi olarak görevlendirilmiştir. 1146 yılında İmadeddin Zengi ölünce Zeynnüddin Ali Küçük, Musul valiliği ile birlikte Şehrizor, Hakkari, Sincar, El-Hamidiye, Tikrit ve Harran'ı kapsayan bölgeyi egemenliği altına almıştır. Böylece merkezi Erbil olan Erbil Beyliği'ni kurmuş ve bu devletin ilk atabeyi olmuştur.

Zeynnüddin Ali Küçük, 1167 yılında Musul valiliğini Kutbeddin Mevdud'a bırakarak Erbil'e çekilmiştir. Bunun karşılığında oğlu Muzafferüddin Kökbörü'nün kendinden sonra yerine geçmesi garantisini almıştır.Muzafferüddin Kökbörü'nün arası Mücahidüddin Kaymaz ile açılmıştır.Devletin başına Yusuf bin Ali Küçük geçmiştir. 1190 tarihinde Yusuf 'un ölmesi ile Muzafferüddin Kökbörü yeniden hükümdar olmuştur. Önce Zengiler hükümdarı I. Seyfeddin Gazi'nin hizmetine girmiş, ardından Selahaddin Eyyubi'nin hizmetine girerek Urfa'yı almıştır. 1232 yılında Muzafferüddin Kökbörü ölünce kendinden sonra varisi olmadığı için beylik, vasiyet gereğince Abbasiler'e bağlanmıştır.




Anadolu da Kurulan İlk Türk Devletlerinin Hizmetleri;

Anadolu'nun fethini gerçekleştirdiler.

•Bulundukları yerleri Bizans, Gürcü, Ermeni ve Haçlı saldırılarına karşı korudular.

•Anadolu'nun Türkleşmesini ve Türk yurdu olmasını sağladılar.

•Anadolu'daki küçük yerleşim merkezlerini zamanla büyük şehirler haline getirdiler.

•Türk milli kültürü Anadolu'da yaşatıldı. Her alanda ortaya konulan eserlerle Anadolu'nun Türkiye adıyla anılmasına zemin hazırladılar.

Anadoluda Kuralan İkinci Dönem Türk Beylikleri

Anadolu Selçukluları, Anadolu'daki Türkmen beylerini aşiretleriyle birlikte Bizans ve Kilikya sınırlarına yerleştirmişlerdi. Böylece Anadolu Selçukluları hem devletin sınırlarını güvence altına alıyor, hem de Türkmen beylerini denetim altında tutuyorlardı. Ama 1243'teki Kösedağ savaşı'nda Moğollara yenilen Anadolu Selçuklu Devleti’nin Türkmenler üzerindeki denetimi zayıfladı. Bu savaşın ardından, Moğolların bir kolu olan İlhanlılar Anadolu’da denetimi ele geçirdiler. Bu süreçte uç beylikleri, önce İlhanlılara bağlı, sonra bağımsız devletlere dönüştüler. Bu beyliklerden biri olan Osmanlı Beyliği, zamanla bütün öbür beyliklerin topraklarını ele geçirdi ve bir imparatorluğa dönüştü.

Aydınoğulları

Aydınoğulları, 1308'de Aydın ve çevresinde kuruldu. Devletin kurucusu Aydınoğlu Mehmed Bey, Germiyanoğulları'nın subaşısıydı (ordu komutanı). Mehmed Bey, önce Germiyanoğullarına bağlı kaldı. So nra Bizans'tan Birgi'yi alıp başkent yapınca bağımsızlığını ilan etti. Ardından Ödemiş, Sultanhisar ve İzmir'i de topraklarına kattı. Ayasuluğ’da (bugünkü Selçuk) Aydınoğullarının ilk donanmasını kurdu.Mehmed Bey’in 1334'te ölümü üzerine beyliğin başına oğlu Umur Bey geçti. Umur Bey Selçuk ve İzmir'de tersaneler kurdu ve donanmasını güçlendirdi. Sakız, Bozcaada, Eğriboz, Mora ve Rumeli kıyılarına akınlar düzenledi. Umur Bey Alaşehir'i de topraklarına katınca, Venedik, Ceneviz, Rodos Şövalyeleri ve Kıbrıs Krallığı'nın donanmaları birleşerek harekete geçti. Birleşik Haçlı donanması 1344’te İzmir'i ele geçiren ve Aydınoğulları bu savaşta donanmasını yitirdi.

Aydınoğulları, Umur Bey'in 1348'de ölmesinden sonra eski gücünü yitirdi. Denizden Haçlılara, karadan da Osmanlılara karşı koyamadı. İsa Bey, 1390'da topraklarını Yıldırım Bayezid’e bırakarak Tire'de oturmayı kabul etti. 1402’deki Ankara Savaşı'nda Yıldırım Bayezid'i yenen Timur Aydınoğullarına eski topraklarını geri verdi. Bir süre daha ayakta kalan Aydınoğulları, 1426'da II. Murad tarafından ortadan kaldırıldı.

Germiyanoğulları

Germiyanoğulları, 1300’de Germiyan Türkmenleri boyundan Yakub Bey tarafından kuruldu. Beylik Kütahya, Kula, Simav Gölü ve Denizli çevresinde hüküm sürdü. Başlangıçta İlhanlıların egemenliğini tanıyan Yakub Bey, İlhanlıların Anadolu’da gücünü yitirmesinin ardından bağımsızlığını kazandı.Ama bu kez Germiyanoğulları, Karamanoğullarının tehdidiyle karşılaştı. Bunun üzerine Süleyman Şah, kızını Yıldırım Bayezid’le evlendirerek Osmanlıların desteğini sağladı. Simav, Emet ve Tavşanlı çevresini de çeyiz olarak Osmanlılara verdi. Süleyman Şah'tan sonra başa geçen II. Yakub Bey bu toprakları geri isteyince, Yıldırım Bayezid 1390'da beyliğin bütün topraklarını ele geçirdi. 1402'deki Ankara Savaşı'nda Yıldırım Bayezid’I yenen Timur, II.Yakub Bey’e beyliğin bütün topraklarını geri verdi. Yıldırım Bayezid'in oğulları arasındaki taht kavgasında Çelebi Mehmed'i tutan II.Yakub Bey Osmanlılar’la dostça geçindi. 1429’da ölünce, vasiyeti doğrultusunda beyliğin toprakları Osmanlı Devleti’ne katıldı.

Kadı Burhaneddin Devleti

Kadı Burhaneddin, 1343-1381 arasında Orta Anadolu’da hüküm süren Eretna Devleti'nin önce kadısı, sonra veziriydi. Eretna Hükümdarı II. Mehmed Bey ölünce, 1381’de Sivas’ta beyliğini ilan etti. Kayseri ve Sivas'tan oluşan beyliğin asıl topraklarına Samsun ile Erzincan’ı da kattı. Güçlü bir devlet kuran Kadı Burhaneddin, Orta Anadolu’da Osmanlılar, Memlûklar ve Karamanoğullarına karşı egemenlik mücadelesi verdi. 1398’de Akkoyunlulara karşı savaşırken öldü ve devleti de böylece son buldu.Kadı Burhaneddin aynı zamanda şair ve bilgindi. İslam bilimleri konusunda kitapları ve şiirlerinin toplandığı Divan’ı (1980) vardır.

Karamanoğulları

Oğuzların Avşar boyundan olan Karamanlı oymağı, Anadolu Selçuklularının fethettiği Ermenek yöresine yerleşmiş ve burada bir uçbeyliği kurmuştu. Bu oymağın başkanı olan Nure Sufi, 1256’da öldü. Yerine geçen oğlu Kerimeddin Karaman Bey, beyliğini ilan ederek Karamanoğulları devletini kurdu. Ermenek’i beyliğin merkezi yaptı. Daha sonra Mut ve Larende’yi (bugünkü Karaman) ele geçirdi. Beyliğin merkezini de Ermenek’ten Larende’ye taşıdı. Anadolu Selçuklu başkenti Konya’yı almak istediyse de başarılı olamadı. Kerimeddin Karman Bey’in yerine 1261’de beyliğin başına geçen Mehmed Bey İlhanlılara karşı savaştı. 1277’de Konya'yı ele geçirerek Alaeddin Siyavuş’u Anadolu Selçuklu sultanı ilan etti; kendisi de onun veziri oldu. Konya'da bulunduğu sırada, Farsça yerine Türkçe'yi resmi dil ilan etti. Mehmed Bey, kısa bir süre sonra İlhanlı ve Anadolu Selçuklu ordusunca ele geçirilerek öldürüldü.Karamanoğulları, İlhanlıların Anadolu'dan çekilmesinden sonra Konya'yı alarak başkent yaptılar. Diğer yandan sürekli sınırlarını genişleterek güçlenen Osmanlılarla komşu oldular. Sonunda iki devlet arasında çatışma kaçınılmaz hale geldi. Karamanoğulları Osmanlılara karşı, Akkoyunluların ve Timurluların yanı sıra Avrupa devletleriyle de işbirliği yaptılar. Yıldırım Bayezid Rumeli'de savaşırken, Karamanoğulları öbür Anadolu beyliklerini de yanlarına alarak Osmanlı topraklarına saldırdılar. Bunun üzerine Yıldırım Bayezid 1390'da Karamanoğullarının üzerine yürüdü ve Konya'yı alarak bu güçlü beyliğin egemenliğine son verdi. 1402’deki Ankara Savaşı'ndan sonra topraklarını geri alarak beyliklerini yeniden canlandıran Karamanoğulları, 1466'da Fatih Sultan Mehmed tarafından ortadan kaldırdı.

Saruhanoğulları Beyliği

Anadolu Selçuklu Devleti'nin çökmesi ve dağılmasıyla başlayan Anadolu beylikleri döneminde, 14. yüzyıl başlarında Batı Anadolu’da Manisa ve çevresinde kurulmuş bir Türk beyliğidir.Saruhanoğulları, Avşar boyunun Saruhanlı kolundandır.Manisa ve geniş anlamda çevresi Osmanlı'nın son dönemlerine kadar Saruhan vilayeti olarak anılmıştır. Manisa Osmanlı döneminde ayrıca, (tıpkı Amasya gibi) pek çok şehzadenin padişahlığa dönük olarak yetiştirildiği ve eğitiminin verildiği merkez olarak seçilmiştir.Aydınoğulların'a çok yakın olduğu için Aydınoğulları'yla çatışmalar yaşamıştır ve sonucunda yokolmuştur.

Çobanoğulları Beyliği

13. asırda Kastamonu ve çevresinde faaliyet gösteren Türkmen
Beyliğin kurucusu Hüsameddin Çoban Bey, Kayı boyuna mensup olup, Anadolu Selçuklu Devleti'nin ileri gelen devlet adamlarından biriydi. Bunun isminden dolayı, kurduğu beyliğe, Çobanoğulları beyliği denildi. Hüsameddin Çoban, Birinci İzzeddin Keykâvus’un sultanlığı sırasında, Bizans’a karşı düzenlenen seferlere katıldı. Birinci Alâeddin Keykubad tahta çıkınca, bağlılığını arz etti.

Moğollar, 1223'te Kıpçak ilini işgal edince, bunu fırsat bilen Rumlar, Kırım sahilindeki Suğdak şehrini kontrolleri altına aldılar. Sultan Alâeddin Keykubad, Hüsameddin Çoban’ı Suğdak’ı zaptetmek için görevlendirdi.Hüsameddin Çoban da, sefere çıkarak Suğdak’ı zaptetti. Kıpçak hanının ve Rus hükümdarının Sultan Alâeddin’e itaatini sağladı. 1227 senesinde Kastamonu’ya döndü. Ölümünden sonra yerine, oğlu Alp Yürek geçti. Alp Yürek hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır.

Alp Yürek’ten sonra yerine, oğlu Muzafferüddin Yavlak Arslan geçti. Yavlak Arslan zamanında Anadolu’da, birçok karışıklıklar oldu. Yavlak Arslan, İlhanlılara muhalefete başladı. Bunun üzerine İlhanlı hükümdarı Geyhatu, bir Selçuklu-Moğol ordusunu Kastamonu’ya gönderdi. Yapılan muharebede Yavlak Arslan öldü. Selçuklu sultanı İkinci Mesud, bu muharebede kendisine büyük yardımı dokunan Şemseddin Yaman Candar’a Kastamonu ve havalisinde Eflâni’nin idaresini verdi.

Yavlak Arslan’dan sonra yerine, oğlu Mahmud Bey geçti. Mahmud Bey zamanında Bizans topraklarına akınlar düzenlendi. Sakarya Nehrinin civarına kadar olan yerler fethedildi. Ancak, 1309 senesinde Candaroğlu Süleyman Paşa, bir baskın ile Kastamonu’yu fethederek, Çobanoğulları Beyliği’ne son verdi.

Dulkadıroğulları

Büyük Anadolu Beyliklerinden biri idi. Dulkadiroğulları, Mısır'daki Türkmen Memluk devletleri arasında güçlü ve uzun ömürlü bir beylik olarak görülmüştür. Kurucusu, Dulkadıroğlu Zeyniddin Ahmed Karaca Bey'dir. Bazen Memlüklere, bazen Osmanlılara tabi olmuş, fakat en çok Osmanlılarla işbirliği yapmış ve Osmanlı sarayı ile akrabalık kurmuşlardır.

Elbistan başkent olmak üzere Maraş, Kayseri, Elazığ, Ayıntap, Malatya, Adıyaman vilayetlerinde hüküm sürdü. 1522 yılında Osmanlı topraklarına girdi
Dulkadırlılar Oğuzların Bozok kolundandır. Onların ilk reisi Zeyneddîn Karaca Bey, Eratna Bey'in elinden Elbistan'ı zabtetmiş ve Memlûk saltanı Melik el-Nâsır Muhammed'den nâiblik menşuru alarak Dulkadırlı Beyliği'ni kurmuştu.

Karaca Bey zaman zaman Memlûk sultanlarına itaat, bazan da onlardan ayrılarak Haleb şehrini tehdid ediyordu. Ayrıca Sis Ermeniler ile başarılı mücadelelerde bulunmuştu. Halep taraflarında da bir çok yer zapteden Karaca Bey bu başarılarına güvenerek "Melik üz-Zâhir" unvanı ile hüküdarlığını ilân etti (1348). Ancak Memlûk Devleti'ne isyan eden Haleb valisi Bay-Buğa'yı sultana teslim etmemesi onun ortadan kaldırılmasına yol açtı.Karaca Bey'den sonra oğlu Halil Bey ve Mehmet bey Memlûklular tarafından Elbistân valiliğine tayin edildi.

Timur'un Elbistân, Malatya ve Besni'yi alıp tahribi üzerine Mehmed Bey ona itaate mecbur oldu. Mehmed Bey Çelebi Mehmed Sultan ile iyi münasebetlerde bulundu. Buna mukabil Ramazanoğulları ve Karamanoğulları'na karşı daimî surette savaştı. Memlûklular bu hizmetine karşılık ona Kayseri şehrini verdiler.

Mehmed Bey 1442den sonra yerine oğlu Süleymân Bey geçmişti. Süleyman Bey Osmanlılar ve Memlûklulara kız vererek akrabalık tesis etti ve bu devletlerle olan dostluğunu sürdürerek Dulkadırlı Beyliği'nin varlığını korudu. Daha sonra beyliğe zaman zaman Osmanlı ve Memlûklu Devletleri'nin müdahale ederek kendi adaylarını Dulkadırlı beyi tayin ettirmişlerdir. Alâaddin Devle Bozkurt Bey (1479-1515) Osmanlıların desteğini sağlayarak beyliğin başına geçmişti.

Ancak o da Osmanlılara cephe alınca. dört oğlu ile beraber öldürüldü. Yerine Ali bey tayin edildi. Ali Bey, Sultan I. Selim'in Mısır seferinde ve daha sonra Şam valisi Canberdi Gazâlî isyanında Osmanlılara önemli hizmetlerde bulundu, fakat kıskanç Ferhat Paşa'nın onu sultana fitnelemesi üzerine öldürüldü daha sonra Osmanlılar Dulkadiroğulları beyliğini ilhak ederek son vermiştir.

Karesioğulları

Karesi oğulları beyliği Danişment Gazı’nın soyundan gelmektedir. Danişment oğullarının Selçuklulara katılmasıyla birlikte Batı Anadolu’da uç beyliği oldular.Zamanla Bizans'a ait toprakları ele geçirerek Marmara kıyılarına kadar çıktılar. Bunlardan Kalem şah Bey ve Karesi Bey Balıkesir fethederek beyliğin merkezi yaptılar. Zamanla beyliğin sınırlarını genişlettiler. Bizans, Marmara kıyılarından uzaklaştırılarak Çanakkale de Karesi topraklarına katıldı.Karesi Beyden sonra Demirhane Bey, merkezi Balıkesir olan bölgeye Yahşi Bey de Bergama çevrelerine hakim olarak , beyliklerini sürdürdüler.Osmanlıların ikinci hükümdarı Orhan Beyin Balıkesir ve çevresini ele geçirmesinden sonra , Süleyman Bey, Çanakkale taraflarına hakim oldu. Yahşi Bey ve Süleyman Bey, Rumeli topraklarına geçtilerse de uzun süreli bir başarı elde edemediler.

Son zamanlarında Osmanlılara bağlanan Karesi oğulları Beyliği , sonunda bu devletin toprakları içine katıldı (1360). Anadolu’da Osmanlılara katılan ilk beylik Karesi oğullarıdır. Karesi oğullarının donanmaları da Osmanlı hakimiyetine geçti. Ayrıca Hacı İl beyi , Evreniz , Ece Halil ve Gazi Fazıl beyler gibi Karesi komutanları da Osmanlı hizmetine girdiler. Rumeli kıyılarına yapılan seferler dolayısıyla bu bölgeyi iyi tanıyan Karesi komutanları ,Gazi Süleyman Paşanın Rumeli harekatında çok yararlı oldular.

Ramazanoğulları

Ramazanoğulları Beyliği Misis ve Adana yöresinde kurulmuş bir Anadolu beyliğidir. 1352 yılında kurulan beylik 1608 yılında tam anlamıyla Osmanlı Devleti hakimiyetine girmiştir. Oğuzların Üçok koluna mensup Yüreğir boyuna mensuptur.

Moğolların istilası üzerine Anadolu'ya geçen Türkmenler(yörükler), burada Moğollarla mücadele eden Memlük Devleti'ne büyük yararlar sağlamışlardır. Zamanla bu Türkmenlerden Bozok koluna mensup olanlar Maraş ve Elbistan civarına yerleşip Dulkadir Beyliği'ni kurmuş, Üçok koluna mensup olanlar ise Adana, Misis ve Payas çevrelerinde yerleşmeye başlamıştır.

Çukurova'nin Memlûklular tarafindan fethedilmesinde Üçok Türkmenlerinin büyük yardımlarına istinaden Memlûklular, bu zaferde büyük payı olan Üçoklardan Yüregir boyunun reisi Ramazan Bey'e Adana çevresi ile Misis'in idaresini vermişlerdir. Bektaşi tarikatından gelen geleneklerin etkisi ile diğer tüm Anadolu beylikleriyle olduğu gibi Osmanlılarla da sıcak ilişkiler devam etmiştir.

Memlüklere tabi olarak uzun zaman hizmet ettikten sonra Yavuz Sultan Selim döneminde Çukurova'da Osmanlı hakimiyetinin kabul edilmesi üzerine Osmanlı ile iyi ilişkiler kurmuşlardır. Bu dönemde beyliğin başında bulunan Halil Bey'in bu tür davranışlarından ötürü Memlük Devleti tarafından azledilmiş, O da bunun üzerine Mısır seferine çıkan Yavuz Sultan Selim'in Kaşlıca (Misis) dolaylarındaki ordugahını ziyareti sırasında Osmanlı'ta tabiiyetini resmen arzetmiştir.En son Pir Mansur Bey tarafından yönetilen beylik daha sonra fiilen de sona ermiştir.

Anadolu beyliklerinin en uzun ömürlülerinden birisi olan Ramazanoğulları Beyliği, kurulusundan itibaren yarım asır kadar Memlûklular'a tabi olmus, 1510 yilindan sonra ise Osmanlılar'a tabi olarak yaklasik bir yüzyil kadar daha varlığını sürdürmüştür. I. Ahmet dönemine denk gelen 1609 yılından sonra Adana'nin Haleb'e; Sis ve Tarsus'un da Kıbrıs Beylerbeyiliğine bağlanmasıyla Ramazanoğulları Beyliği sona ermiştir.Günümüzde beyliği yönetenlerin uzak torunlarının çoğu Misis ve Yumurtalık civarında yaşamaktadırlar.
Eşrefoğulları

Eşrefoğulları Beyliği, 13. yüzyılda kurulan Anadolu Türk Beyliklerinden biri.

Anadolu Selçuklu Devleti'nin sınır beylerinden Eşrefoğlu Seyfettin Süleymen Bey tarafından 1280 başlarında Beyşehir'de kuruldu. Eşrefoğlu Süleyman Bey, Türkiye Selçuklu Sultanı III. Gıyaseddin Keyhüsrev devrinde (1264-1283) Selçuklu hizmetinde uç beyi olarak bulunuyordu.Eşrefoğlu Süleyman Bey'in hangi tarihte vefat ettiği malûm değildir; fakat vefatının 701 H./1301 M. den sonra olduğu Beyşehir'de yaptırmış olduğu türbe kitabesinden anlaşılmaktadır.Eşrefoğulları Beyliği, 1302'de babasının yerine geçen Mübarizüddin Mehmet Bey döneminde genişleyerek, Bolvadin ve Akşehir dolaylarını da içine aldı. Mübarizüddin Mehmet Bey'in İlhanlılar'a bağımlılığını bildirmesinden sonra (1314), Seyfettin Süleyman Bey'in torunu Süleyman Şah'ın İlhanlı Anadolu Valisi Timurtaş Bey (ö. 1328) tarafından öldürülmesinden sonra Beylik ortadan kalktı. (1326)

Sâhipataoğulları

Tarihte kurulmuş Anadolu Beyliklerinden biridir.Anadolu Selçuklu Devleti veziri Sahip Ata Fahrettin Ali'nin oğulları tarafından Afyonkarahisar ve yöresinde kurulmuş, 1275 - 1343 yılları arasında hüküm sürmüştür.

Birkaç Anadolu Selçuklu hükümdarına vezirlik yapan Sahip Ata Fahrettin Ali (Arapça: صَهِپ اتَ فَكهر ال ضِن الِ Sâhip Ata Fakhr al-Din Ali), , III.Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde (1265 - 1282) Anadolu'yu denetimi altına alan İlhanlı hükümdarı Abaka Han tarafından Moğollara karşı Memluklarla işbirliği yaptığı gerekçesiyle vezirlikten uzaklaştırılarak tutuklandı (1272). Bir süre sonra hapisten kurtulan Sahip Ata, Abaka'nın huzuruna çıkarak yeniden vezir olma hakkını kazandığı gibi, oğulları Tacettin Hüseyin ile Nusrettin Hasan'a Afyonkarahisar (eski ismi Karahisar-i Sahip, Afium Kara hissar veya Karahisar) ve yöresinin has olarak verilmesini sağladı (1275). Böylece Sahipataoğulları Tacettin ve Nusrettin'in ortak yönetimi altında kurulan beylik, Karamanoğlu Mehmet Bey ile düzmece Selçuklu şehzadesi Cimri'nin Konya'yı ele geçirmeleri üzerine (1277) onlara karşı harekete geçti. Karamanlılarla yapılan Değirmençayı Savaşı'nda (1277), Tacettin Hüseyin ve Nusrettin Hasan ölünce, Hasan'ın oğlu Şemsettin Mehmet beyliğin başına getirildi. Şemsettin Mehmet de Germiyanoğulları'nın bir saldırısını önlemek için giriştiği savaşta ölünce (1287), oğlu Nusrettin Ahmet ardılı oldu. İlhanlılar'ın Anadolu genel valisi Timurtaş, kendisine başkaldıran uç beylerini denetim altına almak için sefere çıktığında, Sahipataoğlu Nusrettin Ahmet, Germiyanoğulları'na sığındı. Karahisar'ı kuşatan Timurtaş, babası Emir Çoban'ın İlhanlı hükümdarı Ebu Sait tarafından öldürülmesi üzerine kuşatmayı kaldırıp Mısır'a kaçınca (1327), yurduna geri dönen Nusrettin Ahmet, Germiyanoğulları'nın egemenliğini tanıdı. Onun ölümünden (1343) sonra da toprakları Germiyanoğulları beyliğine katılan Sahipataoğulları ortadan kalktı.

Şu anda da Afyonkarahisar ilinde beyliğin adını taşıyan bir belde mevcuttur.

Menteşeoğulları


Menteşeoğulları Beyliği (kısaca Menteşe Beyliği olarak da anılır) Anadolu Selçuklu Devleti'nin çökmesi ve dağılmasıyla başlayan Anadolu Beylikleri döneminde Güneybatı Anadolu’da kurulmuş bir Türk beyliğidir. Sınırları aşağı yukarı bugünkü Muğla iline denk gelen bu beyliğin hakimiyeti, 13. yüzyılın ortalarından 15. yüzyılın başlarına kadar devam etmiştir. Diğer Anadolu Beylikleri gibi Osmanlı İmparatorluğu halimiyetine geçmiştir. Muğla ili Osmanlı Devleti 'nin son dönemlerine kadar Menteşe vilayeti olarak anılmıştır.

Anadolu Selçuklu Devleti Anadolu'yu iskan politikası çerçevesinde, özellikle Moğol zulmünden kaçarak doğudan gelen Türk boylarını Batı Anadolu'daki uç bölgelerine yerleştiriyorlardı. Menteşe Bey'in kumandasındaki Türkler de, Bizanslılar ın Karya dedikleri, bugünkü Muğla bölgesine yerleştirildi. Bu arada Moğol baskısının etkisiyle Anadolu Selçuklu Devleti'nin nüfuzunun günden güne azalması, uçlardaki bu Türk unsurlara geniş bir hareket serbestisi vermekteydi. Nitekim, Menteşe Bey idaresindeki Türkmenler de, 1261’den sonra Muğla çevresinde fetihlere girişerek, bölgeye daha sağlam bir şekilde yerleşmeye başladılar. 1278 yılında, Bizans İmparatoru VIII. Mikhail Palaiologos’un oğlu Andronikos, Muğla’yı büyük bir ordu ile kuşattı ise de alamadı. Aydın ve Güzelhisar kalelerini tahkim etmekle yetinip geri dönmek zorunda kaldı. Onun dönüşü ile harekete geçen Menteşe Bey, kısa sürede Aydın ile Güzelhisar’ı zaptetti (1282). Böylece Türkler, Menderes havzası na ve güneyine tamamen hâkim oldular.

Bölgede 13. yüzyılın ikinci yarısından sonra başlayan Menteşe Beyliği hakimiyeti, Antalya’nın Alakır Çayı batısından itibaren; Finike, Kaş, Elmalı, bütün Muğla, Çameli, Acıpayam, Tavas, Bozdoğan ve Çine’ye kadar yayıldı. Donanmaya sahip olan Beylik, Akdeniz ve Ege denizi nde faaliyetlerde bulundu.

1282 yılından sonra vuku bulan olaylarda, Menteşe Beyin adına rastlanmamaktadır. Bu durumda onun, 1282 yılı sonunda veya 1283’te vefat ettiği sanılmaktadır. Meğri yakınlarında bulunan türbesinde gömülüdür. Menteşe Beyden sonra, yerine oğlu Menteşeoğlu Mesut Bey geçti. Saltanat değişikliğinden faydalanmak isteyen Bizanslılar, tekrar Karya üzerine sefere kalkıştılarsa da muvaffak olamadılar. Bizanslıları bozguna uğratan Mesut Bey, oluşturduğu güçlü donanmayla Rodos Adasına çıkartma yaptı. 1300’de yapılan çıkartma ile Rodos Adasının Türkler tarafından fethi, Papalığı harekete geçirdi. Papa V. Klement ile Fransa Kralı Güzel Filip’in teşvik ve yardımları üzerine, yarı korsan yarı tarikat mensubu Sen Jan Şövalyeleri, Rodos’a hücum ettiler. Sen Jan Şövalyelerinin 1310 yılında başlayan hücumu, 1314 yılında Rodos’un tamamını Hristiyanlık adına geri almalarına kadar devam etti. Mesut Bey, 1320’den önce vefat edince, yerine oğlu Menteşeoğlu Şücaüddin Orhan Bey geçti.

Şücaüddin Bey de, 1320’de Rodos Adasına sefer tertip edip adayı geri almak istedi, fakat muvaffak olamadı. 1340’larda vefat ettiği tahmin edilen Şücâüddin Orhan Bey’in yerine oğlu Menteşeoğlu İbrahim Bey geçti.

İbrahim Bey, Latin Haçlılar ının işgaline uğrayan İzmir’i geri almak için, 1344’te Aydınoğlu Umur Bey 'e yardım etti. Menteşe donanması bu dönemde Latinleri devamlı surette taciz etti. Menteşe ve Venedik donanmasının mücadelesi, 1355 antlaşmasına kadar sürdü. İbrahim Bey'in 1360’larda vefatıyla Menteşeoğulları Beyliği, Musa, Mehmet ve Ahmet adlarındaki üç oğlu arasında taksim olunarak idare edildi.

Osmanlı Devleti'nin Anadolu ve Rumeli ’nde genişleyip büyümesine paralel olarak, Menteşeoğulları Beyliği toprakları da, Yıldırım Bayezid'in 1390 Anadolu seferi sonunda Osmanlı hakimiyetine geçti ve 1402 Ankara Savaşı 'na kadar Osmanlı hakimiyetinde kaldı.

Timur, Anadolu Beyliklerine eski yerlerini iade ettiğinde, Menteşeoğlu İbrahim Bey'in oğlu Menteşeoğlu İlyas Bey e de Menteşe’yi verip, emir tayin etti. 1402-1413 yılları arasındaki Fetret Devrinden sonra, Menteşeoğulları ailesi, 1414 yılında Osmanlı Sultanı I. Mehmet'in hakimiyetini tanıdı. Menteşe toprakları, 1424 yılında, bütünüyle Osmanlı Devletine katıldı.

Anadolu’nun güneybatısında 200 yıla yakın hakim olan Menteşeoğullarına ait kültür ve sanat eserleri, hala mevcuttur. Bölgede cami, medrese, türbe ve diğer sosyal müesseseler inşa eden Menteşe Beyliğinin Milas, Muğla, Beçin ve Balat şehirlerinde, zamanına göre fakülte derecesinde, yüksek vasıflı medreseleri vardı. İlyas Beyin, 1404 yılında Balat’ta (Milet) yaptırdığı İlyas Bey Camii, Türk sanat eserleri arasında orijinal ve nadide bir örnek olarak göze çarpmaktadır.

Menteşe beyleri, ilme, alimlere çok değer verir, himaye ederlerdi. Mevlana'nın torunlarından Ulu Arif Bey e hürmet gösterip; Mevleviliğin, bölgelerinde yayılmasına müsaade etmişlerdir. Menteşeoğlu İlyas Bey adına İlyasiye fi’t-Tıb adında bir tıp kitabının, Menteşeoğlu Mehmet Bey oğlu Mahmud Çelebi adına da Bazname adında avcılığa dair bir kitabın Farsça’dan tercüme edilmiş olması bir başka örnektir.

Menteşeoğulları güçlü bir donanma geliştirme yolunda ciddi çalışmalar yapmış olmaları nedeniyle de diğer Anadolu Beylikleri arasında dikkat çekmektedir. Mısır ’daki Memluk Devleti Frenklere karşı Anadolu’dan yardım istediğinde, Menteşeoğulları'nın 200 kadırga gönderme vaadinde bulunmuş olmaları denizlerdeki güç ve seviyelerini göstermesi bakımından önemlidir.

Eretnaoğulları

14.yüzyılda Orta Anadolu’da kurulmuş bir Türk devletidir. Kısa sürmüş, fakat tarihte önemli bir yer almıştır.Bir İlhanlı komutanı olan Alaettin Eretna Bey, 1327’de İlhanlılar’ ın Anadolu genel valiliğinde vekaleten bulunuyordu. Orta Anadolu’da bağımsız kalmak isteyen Eretna Bey 1335’e kadar 5 yıl Memlükler’ e bağlı olarak İlhanlılarla ilgisini kesti. Devlet 1345’den 1380’e kadar bağımsız olarak yaşadı.Dört hükümdar değiştiren Eretna Devleti’nin başkenti Sivas’tı. Sonra Kayseri oldu. Devlet bugünkü Erzurum, Erzincan, Tokat, Yozgat, Amasya, Samsun, Ankara, Niğde, Kayseri, Sivas, Gümüşhane ve Giresun illerinin toprakları üzerinde kurulmuştu.Eretna Devletine, devletin veziri olan Kadı tarafından son verildi ve yerine pek kısa devam edecek olan Kadı Burhanettin Devleti kuruldu.

Tekeoğulları Beyliği

Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmasında sonra Antalya ve çevresinde kurulan 2. Dönem Anadolu Beylikleri'ndendir.Antalya'nın adı Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar Teke olarak kalmıştır.Kuzeyde bulunan Hamitoğulları'na komşudur.Yivli Minare Tekeoğulları döneminde yapılmıştır.Antalya Yarımadası'na hala Teke Yarımadası'da denilmektedir.

Tacettinoğulları Beyliği

1308-1425 seneleri arasında merkezi Niksar olmak üzere Bafra, Ordu, Kelkit havzası, Çarşamba ve Canik bölgelerinde hüküm süren Anadolu Türkmen beyliği.Yaklaşık 12.000 km²'lik bir alana yayılan beylik 1335'e kadar İlhanlı Devleti'ne, sonra Eretna Devleti ve Kadı Burhaneddin Devleti'ne tâbi oldu. 1393'ten sonra ise Osmanlı Devleti'ne bağlandı ve 1425'te tamamen Osmanlı topraklarına ilhak edildi.

Hamitoğulları Beyliği

Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmasında sonra Eğirdir ve Isparta bölgesinde kurulan 2. Dönem Anadolu Beylikleri'ndendir.Feleküddin Dündar Bey, babası İlyas ile dedesi Hamid zamanında da bu bölgede bulunmuşlardır.Bu nedenle bu bölgenin yabancısı değildir.Isparta'nın adı Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar Hamid olarak kalmıştır.Güneyde bulunan Tekeoğulları'na komşudur.

Pervaneoğulları

Anadolu Selçuklulari'nin dagilmasi sirasinda Sinop'ta Pervâne Muineddin Süleyman'in oglu Mehmet tarafindan kurulan beyligin adidir.
Sinop, 1214'te Trabzon Rum Imparatorlugu'ndan alinmis önemli bir deniz üssü ve ticaret iskelesi idi. Anadolu Selçuklulari'nin iç karisikliklari sirasinda Trabzon Rum Imparatoru tarafindan geri alinmis ve kendi topraklarina dahil edilmistir (1259). Pervâne, Ilhanli hükümdari Abaka Han'dan izin alarak Sinop'u ele geçirmek için faaliyete giristi. Yaklasik bir yil karadan denizden kusattigi sehri 1266'da zaptetti. Böylece Selçuklular'in Karadeniz'deki ticaret kapisi olan Sinop, Muineddin Süleyman'a ikta olarak verilmis ve yine onun istegi üzerine kendisine temlik edilmistir.

Sinop'un fethi ve Pervane'ye temlik edilmesi, Sultan Rükneddin Kiliç Arslan ile onun arasinin açilmasina sebep oldu. 1266'da Selçuklu sultaninin Pervane'nin Mogollar tarafindan tahrikiyle öldürülmesinden sonra, Selçuklu Devleti'nin idaresinde Pervane'ye ortak kalmadi.Selçuklu Devleti'nde nâibu's-sultan olan Pervâne, devamli bir sekilde merkezde bulundugundan bizzat Sinop'ta ikamet edememekteydi. Bu sebeple oglu Muinüddin Mehmed'i malikanesi olan Sinop'a gönderdi. Pervane Süleyman, 1277'de Ilhanli hükümdari Abaka Han tarafindan öldürülünce oglu Mehmed istiklâlini ilan ederek Sinop'ta Pervaneogullari adi ile kisa süre devam den beyligi kurmus oldu.Muinüddin Mehmed yaklasik yirmi yil beyligin idaresini elinde tuttu.

Muinüddin Mehmed, Mogollar ile iyi geçinmek zorunda kaldi ve onlarin verdigi devlet islerinde görev yapti. Bu sirada halki agir vergilerle ezen Mehmet Bey, Mogollar'a karsi bir hareketin hazirliklari içindeyken hastalanarak öldü. Bundan sonra beyligin idaresi Pervane Süleyman'in torunu Mühezzibüddin Mesud tarafindan yürütüldü. Mesud Bey, Mogollar'la iyi iliskilerde bulunarak herhangi bir tehlikenin gelmesini önledi.Ayrica devletin sinirlarini genisleterek Bafra ve Samsun'u ele geçirdi. Mesud Bey, Sinop'ta ticarî koloni bulunduran Cenevizliler tarafindan ticarî bir anlasmazlik sebebiyle ani bir baskinla esir edilerek Ceneviz müstemlekesi olan Kefe'ye götürüldü. Ancak çok agir bir fidye ödemek suretiyle tekrar Sinop'a döndü (1298). Bundan iki sene sonra vefat eden Mesud Bey'in yerine oglu Gazi Çelebi, Sinop emiri oldu (1300). Donanmaya önem veren Gazi Çelebi, önce Trabzon Rum Imparatoru ile anlasarak Kirim ve Kefe taraflarina sefer düzenledi ve bir Ceneviz donanmasini Kefe yakinlarinda maglup etti (1313). Daha sonra da Trabzon'a karsi hücuma geçti (1319). Cenevizliler'in 1322'de Sinop'a karsi giristikleri saldiriyi basariyla püskürttü. Gazi Çelebi'nin erkek evladi olmadigi için Kastamonu beyi olan Candaroglu Süleyman Pasa'nin hakimiyetini tanidi. 1322'de vefati üzerine bir ara kizi Sinop'ta beylik etmis ve bu sebeple Sinop'a Hatuneli adi da verilmistir. Daha sonra Candaroglu Süleyman Pasa tarafindan ilhak edildi. Böylece Pervaneogullari Beyligi, Candarogullari Beyligi'nin topraklarina katildi.Sinop'ta Pervane Süeyman tarafindan 666 (1267-1268)da yaptirilan Ulu Cami en önemli mabedler arasindadir. Yine Pervane Süleyman Medresesi ve Pervane türbesi, Pervaneogullari Beyligi devrinden kalma mimarî eserlerdir.
İnançoğulları Beyliği

Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra Denizli ve çevresinde Kurulmuş 2. Dönem Anadolu Beylikleri'ndendir.Diğer adı Ladik Beyliği olan bu beyliğe Osmanlı Devleti tarafından son verilmiştir.Türkiye Cumhuriyeti kurulana kadar Denizli'nin adı Ladik olarak kalmıştır.

Kutluşahlar

Kutluşahlar veya Şadgeldiler 1340 yılında Amasya'da kurulmuş bir Anadolu Türkmen beyliğidir. Bir dönem Tokat'a da egemen olmuşlardır. Kutlu Şâh adlı ilk beyden adını alan devletçik, 1381'de Osmanlı Devleti'ne tabiyetini arzetmiş olup, 1393'de beyliğin tamamı Osmanlı Devleti'ne ilhak edilmiştir.

Beyleri sırasıyla şu şekildedir:

* Hacı Kutlu Şah Bey (1340-1361)
* Hacı Şadgeldi Bey (1361-1381)
* Fahreddin Ahmed Bey (1381-1393)


Bu emirler sırasıyla Eretna Beyliği, Kadı Burhaneddin Devleti ve Osmanlı Devleti'ne tâbi oldu. Ahmed Bey Amasya yöresini 12 yıl Osmanlı valisi olarak yönettikten sonra beylik 1393'te doğrudan Osmanlı Devleti tarafından ilhak edildi.

Taşanoğulları

Taşanoğulları Beyliği 1350 yılında kurulmuş, 1398 yılında yıkılmıştır. Samsun Amasya'nın Merzifon ilçesi civarında kurulan bu beylik 2. Beylikler döneminde kurumuştur. Vezirköprü, Havza ve Merzifon'u elinde tutan Taşanoğulları Beyliği, Trabzon'un ele geçirilmesinde önemli role sahip Taşan bey tarafından kurulmuştur. Anadolu’da Timur'un ortadan kalkması ile ortaya çıkan ve Eretna’ya tabi olan Taşan Bey, 1366 yılından sonra daha sonraları kendi adını alan Taşan Dağları’na yerleşerek faaliyetlerine başlamıştır. Daha sonra Merzifon merkez olmak üzere evlatları Bali Ahmet, Ali, Hasan ve Şahin Beyler varlıklarını devam ettirmişler ve 1350 yılında, bölgedeki diğer beyliklere kıyasla daha erken bir tarihte Osmanlılara katılmışlardır.

Konu Tibaren tarafından (8. December 2009 Saat 01:57 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 5. December 2009, 20:52
Tibaren
Guest
 
İletiler: n/a
Standart

Beyliklerin Devlet Yapısı ve Ordu Düzeni

Anadolu beyliklerinin kurucuları aşiretlerdi. Anadolu Selçukluları bu aşiretleri özellikle Bizans sınırına yerleştirmişler ve bu toprakları aşiret beylerine ikta (tımar) olarak vermişlerdi. İkta sisteminde, Türkmen beyleri kendilerine verilen toprağın karşılığında Anadolu Selçuklu sultanına savaş zamanlarında asker gönderiyordu. Toprağın mülkiyeti sultana aitti, beylerin ise bu toprağı işleme hakkına sahipti. Bu beyler sonradan bağımsızlıklarını ilan ettiklerinde Anadolu Selçuklu devlet yapısını kendilerine örnek aldılar.

Anadolu beyliklerinde devlet yönetimi hanedanın elindeydi. Bu hanedanın en yaşlı ya da etkili kişisine ulu bey denirdi. Ulu bey devlet merkezinde oturur, vilayetlerin yönetimini ise çocuklarına ya da kardeşlerine bırakırdı. Devlet işleri, bir kurul ya da kurum olan divandagörüşülür ve karara bağlanırdı.Vilayetlerin yönetiminden ise valiler sorumluydu; ayrıca hukuk işlerini kadılar ve askerlik ile güvenlik işlerini subaşılar yürütürdü. Devletin parası (sikke) ulu bey adına basılırdı.

Anadolu beyliklerinde ordu, Ulu Bey'in atlı ve yaya hassa birlikleri, ikta verilmiş beylerin yetiştirdiği askerler ve çeri denen aşiret atlılarından oluşurdu. Savaş sırasında ordu üç kola ayrılırdı. Merkez kuvvetlere ulu bey, sağ ve sol kollara da oğulları ya da kardeşleri komuta ederdi. Ok, yay, kılıç, kargı, hançer, balta, gürz ve mancınık rduda kullanılan başlıca silahlardı.

Ekonomik ve Toplumsal Yaşam

Anadolu beyliklerinde toprak, Anadolu Selçuklularındaki gibi üçe ayrılmıştı.Bunlara ikta, vakıf ve mülk denirdi. Devlet bazı toprakların gelirini hizmetlerine karşılık belirli bir kişiye ya da bir vakfa bırakırdı. Köylüler bu toprakları işler, vergisini de toprağı işletme hakkına sahip olan kişiye ya da vakfa verirlerdi. Köylüler ekip biçmekle yükümlü olduğu toprakları bırakıp başka yere gidemezdi. Kent ve kasabalarda mülk sahibi olanlar köylülere oranla daha özgürdüler. Her zanaat dalı ayrı bir Ahi birliğine bağlanarak kendi içinde örgütlenmişt.

Ekonominin temeli tarıma dayalıydı. Toprak ve iklim koşullarına bağlı olarak tahıl, meyve ve pamuk gibi ürenler yetiştiriliyordu. Hayvancılık da hayli yaygındı. Anadolu'da dokunan kilim ve halılar dış pazarda alıcı buluyordu.Kütahya, Amasya ve Bayburt çevresinden çıkarılan gümüşün büyük bölümü de dışarıya satılıyordu. Anadolu beyliklerinde ticarete de gelişmişti.Karadeniz kıyısındaki Sinop, Trabzon ve Samsun, Ege'deki Foça, İzmir, Selçuk ve Balat ile Akdeniz'deki Antalya ve Yumurtalık, iç ve dış ticaretin en önemli liman kentleriydi. Kayseri ve Konya, kervan yollarının kavşak noktasında bulunan Sivas önemli ticaret merkezleriydi.

Bilim ve Sanat

Anadolu beylikleri döneminde özellikle Konya, Kayseri ve Kastamonu birer bilim ve sanat merkeziydi. Bilimler arasında en çok tıp gelişmişti. Hacı Paşa bu dönemin en ünlü tıp bilginlerinden biriydi. Başta Yunus Emre olmak üzere Gülşehirli Şeyh Ahmed, Âşık Paşa, oğlu Ulu Arif Çelebi, Bahaeddin Sultan Veled, Ahmed Eflaki, bu dönmede yetişmiş başlıca şair ve yazarlardı. Bunlar arasında Yunus Emre Anadolu’da Türkçe şiirin öncüsüdür. Anadolu Selçuklu döneminin mimarları, aynı zamanda beylikler adına da önemli yapılar yaptılar.Osmanlılar zamanında doruğuna ulaşan büyük mekânlı yapıların ilk örnekleri de bu dönemde ortaya çıktı. Karamanoğullarının yaptırdığı Karaman'daki Hatuniye Medresesi ile Niğde'deki Ak Medrese önemli yapılardır.

Germiyanoğulları da Afyonkarahisar'da Kubbeli Cami ve Kütahya'daki Vacidiye (Demirkapı) Medresesi’ni yaptırdılar. Beyşehir'deki Eşrefoğlu Süleyman Bey Camisi ve Medresesi Eşrefoğullarından kalmıştır. Eğirdir'deki Dündar Bey Medresesi, Hamidoğullarından kalan en önemli yapılardan biridir.Safranbolu'daki Gazi Süleyman Paşa Camisi Candaroğulları mimarisinin önemli örneğini oluşturur. Birgi'deki Aydınoğlu Mehmed Bey Camisi ve Medresesi ile Selçuk'ta salt mermerden yapılmış İsa Bey Camisi ve İmareti Aydınoğulları beylerince yaptırılmıştır. Manisa'daki Ulucami Saruhanoğullarından ve Kayseri'deki Hatuniye Medresesi Dulkadıroğullarından günümüze ulaşmış en önemli mimarlık örnekleridir

wikipedia

Konu Tibaren tarafından (8. December 2009 Saat 01:55 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 7. December 2009, 16:00
Tibaren
Guest
 
İletiler: n/a
Standart

Anadolu’da Erken Türk Beylikleri Dönemi Mimarisi

Camiler


Bilindiği gibi erken İslam döneminde cami, beş vakit namaz kılınan yer olmanın dışında, önemli kararların alındığı, yargılama ve öğretim yapılan, ayrıca bazı kişilerin barındığı yer görevini de yüklenmişti. Bu görevlerin yeni yapılarla karşılanmasından doğan külliyeler ise; Anadolu’da Büyük Selçuklu, Erken Türk Beylikleri, Anadolu Selçuklu ve Beylikler döneminde sınırlı yapıları benliklerinde toplarken, Osmanlılar’da özellikle Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’daki ünlü Fatih Külliyesi’nden itibaren büyük bir yapı programını da birlikte getirmişlerdir. Gerek tek başına, gerekse bir külliye içinde yapılan günümüze ulaşmış Anadolu’daki erken tarihli cami örneklerinin en yaygın tipi, İslam dininin gelişme kaydettiği ilk yıllardan itibaren denenen ve İran’daki İslam öncesi yapılarla ilişkileri olan, örtü sistemi çok sayıda ayak üzerine oturmuş yapılardır. Bu yapıların örtü sistemini taşıyan ayaklarında taş, tuğla ve ahşabın kullanılması, tümüyle bölgesel malzemeye bağlıdır.

Alparslan’ın 1071 yılında Bizans İmparatorluğu’na karşı kazandığı Malazgirt Savaşı’ndan sonra Güneydoğu Anadolu da Türk-İslam topluluklarının dinsel kullanımı için biçimlenen ve çeşitli değişikliklere uğrayarak günümüze gelebilen üç yapı Büyük Selçuklular’a bağlanmaktadır.



Bu yapılardan ilki olan Diyarbakır Ulu Camisi’nde Melikşah ve oğlu Ebu Şuca Muhammed’in adını veren 1091 ve 1117 tarihli yazıtlar bulunmaktadır.Artuklu, İnanoğulları, Nisanoğulları, Osmanlılar tarafından yapılan onarım ve eklerle büyük bir külliye durumuna gelen yapının planında, Emevi Halifesi Velid zamanında (705-715) yaptırılan Şam Emeviye Camisi’nin büyük etkisi dikkati çekmektedir.

Ayrıca herbiri belirli noktalarda yenilikler taşıyan Irak Selçukluları’ndan Mugisüddin Mahmud’a ait, minaresinde 1129 tarihli onarım yazıtı bulunan Siirt Ulu Camisi ile 1150 tarihli Bitlis Ulu Camisi enine gelişen, mihrap önü mekanları kubbeli yapılardır.



Siirt Ulu Camisi, İran’daki Büyük Selçuklu camileri gibi mihrap önü kubbeli bir mekan ve ona bağlı bir eyvandan meydana gelmişken, daha sonra yapıya kubbeli ve tonozlu yeni mekanların eklenmesiyle, enine dikdörtgen iki nefli bir yapı durumuna getirilmiştir.



Bitlis Ulu Camisi ise mihrap önü içten kubbe dıştan piramit çatı ile örtülmüş, plan şeması simetrik ve dengeli bir yapıdır.



Anadolu’da Büyük Selçuklular’dan sonra ortaya çıkan Erken Türk Beylikleri mimarisinde örtü sistemi çok sayıda ayak üzerine oturmuş cami tipinin önemli bir örneği Sivas Ulu Camisi’dir 1197 yılında 2. Kılıç Aslan’ın oğullarından Sivas Meliki Kutbettin Melikşah zamanında Kızıl Arslan tarafından yaptırılan caminin plan şeması dışındaki en önemli özelliği, büyük olasılıkla 1213 yılında yapıya eklenen, gövdesi tuğlalarla sepet formunda örülmüş, ortasında firuze sırlı çinilerden bir yazıt bulunan minaresiyle, bugün ortadan kalkmış olmasına karşın, biribirini kesen sekizgenlerle bezendiği bilinen taş mihrabıdır.



Sivas Ulu Camisi gibi ilk biçimini 12. yüzyılda Danişmentliler zamanında aldığı sanılan Niksar Ulu/Melik Gazi Camisi de aynı planlama anlayışıyla biçimlenmiştir.



Çok ayaklı ve mihrap önü kubbeli olmasına karşın, mihraba dik ana eksen üzerinde, ortada-belki de bir avlu düşüncesinin devamı niteliğinde-açıklığı bulunan yapılar arasında Danişmentliler’den Yağıbasan tarafından 12. yüzyılın ortalarında yaptırıldığı sanılan Kayseri Ulu Camisi’ni özellikle belirtmek gerekir.

Aynı anlayışı bir diğer Danişmentli eserinde, ilk biçimini 12. yüzyılın ortalarında aldığı öne sürülen Kayseri Kölük Camisi’nde de görme olanağı vardır. Cami-medrese birleşiminin erken bir örneği olmasıyla da ayrı bir önem kazanan bu yapının zengin mozayik çini mihrabı, asıl camiden daha sonra yapılmış olmalıdır.

Artuklular, XII.yy.dan XIV. yy sonlarına kadar Anadolu Türk mimarisine çok önemli eserler kazandırdılar. Güneydoğu Anadolu’da, özellikle Diyarbakır, Mardin, Silvan ve Hasankeyf’te bu Türkmen devletinin hüküm sürdüğü yaklaşık 150 yıllık süre bir bayındırlık ve refah dönemidir Artuklu sanatı mimaride, özellikle cami mimarisinde Anadolu’da yerleşecek ye-ni geleneğin öncüsü olmuştur. Büyük Selçuklu ve Zengi mimarisinden miras kalan geleneği yaratıcı bir anlayışla yeniden biçimlendiren Artuklu camileri, Anadolu cami mimarisinde olgunlaşacak yeni üslübun temelidir.

XII. yy ile XlII. yy başlarında yeni arayışlarla biçimlenmeye başlayan Artuklu cami mimarisi, yarım yüzyıl gibi kısa bir sürede büyük bir gellşme gösterdi. Bu gelişme özellikle dönemin mimarlık anlayışına damgasını vuran mihrap önü kubbesinde görülür. İçten ve dıştan bütün yapıya hâkim olan mihrap önü kubbesi, avlunun küçültülerek ortaya alınması ve kesme taş mimarisi gibi pek çok yenilik, XII. yy’ın ikinci yarısında Artuklular eliyle yerleşmiştir. Anadolu’da anıtsal camilerin ilk örneklerinden olan Silvan ve Kızıltepe ulu camileri bu yeni üslubun habercileri sayılır.

Erken dönem Anadolu Türk mimarisinde çok ayaklı cami tipinin bazen değişik yorumlamalara uğradığını görmek de olasıdır. Özellikle Artuklu dönemi camilerinde rastlanan bu uygulamada, mihrap önü kubbeleri farklı bir anlayışla değerlendirilerek, bir bakıma yapının ağırlık merkezi durumuna getirilmiştir.



Sürekli değişikliğe uğramış olmasına karşın Silvan Ulu Camisi, mihrap önündeki 1157 yılında tamamlanmış olması mümkün kubbesiyle, bu alanda iyi bir örnektir . Necmeddin Alpi’nın yaptırdığı bütün mekana egemen olan mihrap önündeki bu kubbenin, daha önce yapılmış mimari değerlendirmelerle -özellikle Büyük Selçuklular’a ait Isfahan Ulu Camisi ile- sıkı ilişkisi vardır.Camiye daha sonraki onarımlarda eklenen portallerin ve yer yer değişiklik gösteren taş işçiliğinin yapının özgün biçimiyle ilgili olmadığı anlaşılmaktadır.



Üzerindeki yazıtlardan en erken tarihlisi 1176 yılını gösteren ve değişikliklerle günümüze gelebilen Mardin Ulu Camisi de Artuklu camilerinin temel niteliklerine sahip bir yapıdır. Revaklı bir avlunun güneyinde yer alan çok ayaklı cami mekânı, enine üç nefe ayrılmış ve mihrap önü iki nef enindeki bir kubbe ile örtülmüştür.



Gene aynı yörede karşımıza çıkan Artuk Arslan ve Yavlak Arslan’ın 1204 yılında yaptırdığı Kızıltepe Ulu Camisi de benzer görünüşler taşır. 1156 tarihli bir diğer Artuklu yapısı, Harput Ulu Camisi ise Fahrettin Karaaslan tarafından yaptırılmıştır. Gerçekte avlulu cami anlayışıyla tasarlanmış olmasına karşın, havuzlu avlu cami içinde kalmış, küçülmüş ve etrafını çeviren mekân buraya açılmıştır. Tuğla malzemenin kullanıldığı çok ayaklı, enine gelişmiş üç nefli camideki mihrap önü kubbesi, tek nef üzerine oturmaktadır.

Gerçekten de, XI. yüzyıl Doğu Anadolu bölgesine özgü yerel denemelerin hemen de bütün sonuçlarını Saltuklu mimarisinde görmek mümkündür. Bu dönemde yapılar tuğla tekniğinden kurtularak özenli kesme taş mimarisine dönüşürken, renkli taşların kullanımı,bir ölçüde figürlü konular, yüzeysel kemerler ve sarmal çizgili halat motifleriyle daha da zenginleşmiştir. Genel çizgi olarak Mengücüklü mimarisinden daha sade olan Saltuklu mimarisi, Anadolu’daki bu erken dönemin az sayıda ama oldukça seçkin örneklerini sunar.



Anadolu’daki Erken Türk Beylikleri’nden Saltuklular’a ait günümüze gelebilmiş az sayıdaki mimari esere yalnız Erzurum’da rastlanmaktadır. Bu yapılar arasında Erzurum Ulu Camisi çok ayaklı, mihrap duvarına dik uzanan yedi nefli planıyla oldukça dikkat çekicidir. Özgün biçimini 12. yüzyılda aldığı sanılan cami sonradan birçok değişikliğe uğramıştır. Silmeli kemerlere dayanan pandantifli büyük mihrap önü kubbesi ve aynı eksen üzerindeki mukarnas dolgulu örtüsüyle erken dönem Anadolu Türk mimarisinde önemli bir yere sahiptir.



Erzurum’da Kale Camisi (mescid) adıyla anılan bir diğer Saltuklu camisinde ise plan açısından farklı bir görünüş ortaya çıkmaktadır. Yanındaki Tepsi Minare ile beraber 12. yüzyıl sonuna tarihlenen küçük kare mekân yapı, ortadaki bir çift payenin varlığı nedeniyle, iki bölümden oluşmuş izlenimi vermektedir. Mihrap önü kubbeli ve yanları iki beşik tonozla örtülü birinci bölüme karşılık, ikinci bölümde ortadaki kubbenin yerini çapraz tonozlu bir örtü almıştır. İçten pandantifli ve beş sıra mu mihrap önü kubbesinin bir başka özelliği de, dıştan yüksek, kasnaklı ve silmelerle hareketlendirilmiş konik bir çatıyla örtülü olmasıdır.

Anadolu’nun siyasi tarihinde fazlaca sözü edilmeyen Mengücüklüler (Mengücekliler de denir), Malazgirt zaferinden hemen sonra (1072) Yukarı Fırat havzasında kurulmuş bir beyliktir. Bu beyliğin adını günümüze kadar taşıyan, XII. yy sonuyla XIII. yy başlarında daha çok Erzincan, Kemah ve Divriği’de yapılmış mimari eserler ve bunların zengin taş işçiliğidir. Bu yapılardan günümüze kalabilmiş olanların en önemlisi Mengücüklü Ahmed Şah ile eşi Turan Hatun’un yaptırdığı Divriği Ulu Camii ve Darüşsifası’dır (1228-1229). Anadolu Selçuklu mimarisinde cephe tasarımı, değişik üslupta dört taçkapısı ve bezemeleriyle özgün bir yere sahip olan bu eser için yabancı araştırmacilar « Anadolu Elhamrası » deyimini kullanırlar.



Anadolu’da karşımıza çıkan erken dönem camilerinin bir bölümünde, özellikle planlama anlayışı yönünden, Hıristiyan bazilika şemalarının etkileri kuvvetli hissedilmektedir. Bu yapıların en erken tarihlisi Mengücüklü Şehinşah bin Süleyman’ın 1180-1181 yılında Meragalı Hasan bin Firuz adh bir sanatçıya yaptırdığı Divriği Kale Camisi’dir. Dikine üç nef olarak planlanan caminin örtü sistemi yanlarda dörder kubbe, ortada beşik bir tonozdan oluşmuştur.



Mengücüklü yapısı olan 1228 tarihli Divriği Ulu Camisi, yalnız 13. yüzyılın değil, tüm Anadolu Türk mimarisinin en önemli anıtlarından birisidir. Cami Mengücükoğulları’ndan Ahmed Şah, bitişiğindeki şifahane ise aynı yıllarda eşi Melike Turan tarafından yaptırılmıştır. Çok ayaklı olan yapı mihrap duvarına dikey beş nefe ayrılmış, üstü yirmi beş küçük kubbe ve tonozla örtülmüştür. On iki dilimli ve dıştan piramit çatılı mihrap önü kubbesinden başka aynı aks üzerinde ve caminin ortasına rastlayan bölümde bir aydınlık feneri bulunmaktadır. Cami ve şifahanede bulunan yazıtlar yapının Ahlatlı Hurremşah adlı bir sanatçı yönetiminde çeşitli çevrelerden sağlanan ustalar tarafından gerçekleştirildiğini göstermektedir. Taş işçiliği açısından çok zengin ve değişik özelliklerle yüklü olan külliyenin, sayıları dörde ulaşan farklı üsluptaki portalleri mimarimizde özel bir yere sahiptir.

Medreseler

İçinde dinsel ve deneysel öğretim yapılan eğitim yapılarından medreseler, mimari ve bezeme özellikleriyle Anadolu’da sürekli ve tutarlı bir gelişim gösteren yapıların başında gelir. Anadolu’da Büyük Selçuklular’dan kalma medrese yoktur. Ancak 12. yüzyılın ortalarına doğru medreseler görülmeye başlar. Bu yıllarda Anadolu hızla Türkleşmeye, çoğu eski merkezlerin üzerine gelen kentler yeniden kurulmaya başlamıştır. Bu yerleşme merkezlerinde karşılaştığımız medreselerde ana plan şeması, dört ya da üç eyvan, ortada, eyvanların açıldığı bir avludan oluşmaktadır. Şemanın değişikliğe uğradığı nokta genellikle orta avludur. Bazı medreselerde bu orta avlu açık, bazılarında ise kubbe ya da tonozlarla örtülmüştür. Bu yüzden Anadolu medreselerini kaba başlıklar altında toplamak gerekirse açık veya kapalı medreseler diye ikiye ayırmak mümkündür. Anadolu medreseleri bu iki ana başlık dışında ayrıca eyvan ve kat sayıları, avlunun değerleniş biçimiyle yeni sınıflandırmalara konu olabileceği gibi, içinde geçen eylemlerdeki bazı küçük ayrımlardan dolayı tıp medreseleri, şifahaneler, rasathaneler gibi değişik başlıklar altında da toplanabilir.

Danişmendlilerin mimari alanındaki asıl yaratıcılığı medrese yapılarında kendini gösterir. XIII. yüzyıl boyunca gerçekten pek az örneğine tanık olduğumuz kubbeli medreseler Danişmendliler döneminde başlar. Tokat ve Niksar Yağıbasan Medresesi, Kayseri’deki Kölük Camii Medresesi söz konusu bu mimarinin en tutarlı yapılarıdır ve bu medreseler, Anadolu’da kubbeli medrese tasarımının gelişmesinde öncü olmuştur.



Danişmentliler’ den Nizameddin Yağıbasan’ın 1151-1152 tarihli Tokat Yağıbasan Medresesi ile gene aynı kişi tarafından 1157-1158 yıllarında yaptırılan NiksarYağıbasan Medresesi Anadolu’ya yepyeni bir mimari form kazandıran yapılardır. Ortada tromplu büyük bir kubbe, çevresinde buna bağlanan eyvan ve odalardan oluşan bu iki medrese birbiriyle yakın ilişki içindedir. Bezemesiz, yalin ve bugün harap durumda bulunan bu iki yapı, daha sonra 17. yüzyıla kadar sürecek gelişmelerin öncüsü olmuştur.

Artuklu medreseleri yapı özellikleri ve süslemeleri açısından Selçuklu medreselerine pek benzemez. Ama Orta Asya’da doğan ve Büyük Selçuklular zamanında gelişen mimari üslubun önemli bir halkası olduğu için, plan şeması bakımından Danişmendli ve Selçuklu medreseleriyle ortak yönleri vardır.Artuklu medreseleri sağlam taş yapılar olduğu için fazla zarar görmeden günümüze ulaşabilmiştir. Artuklu medreselerinde kubbeye pek sık rastlanmaz; hacimler genellikle çapraz veya sivri beşik tonoz örtülüdür .Diğer medrese yapılarında gibi burada da eyvan önemli bir unsurdur ve erken dönem yapılarında bir veya iki eyvan bulunur. Ama mescit veya cami her zaman daha önemli bir yer tutar. Artuklu medreselerinde mescit, plan şemasında belirli bir yeri olan ve birden fazla mekan biriminden oluşur. Bazen medresenin bir parçası değil, bağımsız bir bina özelliği kazanır.

Erken Artuklu medreselerinin diğer bir özelliği de bazılarının iki katlı olmasıdır.Gerçekten de, XllI. yy. Selçuklu medreselerinden önce katlı medreseler Diyarbakır ve Mardin’de görülür.

Medrese mimarisinin Anadolu’daki ikinci egemen tipi açık avlulu medreselerdir. Bu tipin erken örnekleri Artuklu çevresinde oluşmuştur.Mardin’de Artukoğlu Necmeddin İl-gazi’nin, kardeşi Eminüddin adına yaptırdığı 12. yüzyılın başına ait Eminüddin Külliyesi’ndeki Eminüddin Medresesi bu tipin günümüze gelebilen ilk örneğidir. Medrese, beşiktonozlu bir giriş bölümü ve yanlarda yer alan çapraz tonozlu mekânlardan oluşmaktadır.



Külliyenin cami, hamam ve çeşmeden oluşan diğer birimleriyle birlikte özelliklerinin bir bölümünü yitiren bu yapıya karşılık, 12. yüzyılın üçüncü çeyreğine tarihlenen Mardin Hatuniye Medresesi, açık avlulu Anadolu medreseleri içinde iki katlı, eyvanlı ve revaklı avlusuyla olgun bir örnek sayılmaktadır.

Artuklu medreseleri içinde gene şemalarını kesin olarak bildiğimiz açık medreselerden Diyarbakır Zinciriye Medresesi oldukça ilginç bir yapıdır. İki eyvanlı, tek katlı ve açık avlulu olan bu yapı, 1198 yılında Isa Ebu Dirhem adlı bir sanatçı tarafından gerçekleştirilmiştir. Plan özellikleri ve zengin taş bezemeleri ile kendi türünün gelişmiş bir örneği olduğunu ilk bakışta açığa vurmaktadır. Diyarbakır Mesudiye Medresesi ise, iki katlı revaklı avlusu, büyük eyvanı ve özellikle taş işçiliği ile Ulu Cami külliyesine bitişik ve onu tamamlayan bir yapı oluşuyla tanınmaktadır. 1198-1223 yılları arasında Halepli Ustat Cafer bin Mahmud’un çizimlerine dayanarak mimar Mes’ud tarafından uygulanmıştır.

Güneydoğu Anadolu’da Artuklular dönemine ait diğer açık avlulu medrese örnekleri arasında Mardin’e bağlı Koçhisar Bucağı’nda 1211-1212 tarihli Harzem Medresesi, Mardin’de 13. yüzyılın ilk yarısına tarihlenen Şehidiye Medresesi, gene aynı yüzyılın başlarında yapıldığı sanılan Marufiye Medresesi sayılabilir.




Mardin’de 14. yüzyılın sonu gibi geç bir tarihte gerçekleştirilen Sultan İsa Medresesi, Artuklular’ın denediği değişik bir planı göstermesi nedeniyle oldukça önemlidir. Bir avlunun iki yanında ayrı ayrı şekillenen mekân grupları iki katlı bir düzen gösterirler.

Anadolu’daki kapalı avlulu veya kubbeli medreselerin en ilginç örneklerinden birisi hiç kuşkusuz 1228 tarihli Divriği Melike Turan Şifahanesi’dir.Mengücükoğulları’ndan Ahmedşan in eşi Melike Turan tarafından Divriği Ulu Camisi’ne bitişik olarak yaptırılan iki katlı şifahanede, kubbe ve tonozların zengin bezemeli taş mimarisi, etkili bir iç mekân yaratmıştır. Yapı anıtsal bir portalle dışa açılmaktadır.



Şifahane kısmının gotik karakterli taçkapısı bütün cepheye hâkimdir. Tabana yakın bir kesimdeki birkaç sıra profilin üzerinde yükselen kaval silme demetleri üzerinde yer yer diskler, kartuşlar, bitki süslemeleri belirli bir yüksekliğe kadar devam ettikten sonra, tepede sivri bir kemer halinde son bulur. İki demet halinde gruplaşan silmeler, kademeler halinde derinleşerek kapı yüzeyine kadar yaklaşır. Kapı yüzeyi bir sütunçeyle ayrılmış ikiz pencere, alınlıklar ve bordürlerle zengin, plastik bir bölümlendirme görünümündedir. (…)Divriği Şifahanesi’nin taçkapısı, aynı külliyenin diğer taç-kapılarından çok farklıdır. Hindistan, Afganistan ve İran’dan aldığı etkileri, yepyeni işlevlere bağlayan kapıda, özenle işlenmiş kesme taş farklı bir malzemeymiş gibi, alçı, metal ve ahşap tekniklerine yaklaşmıştır.

Mezar anıtları

Türk sanatında mimari ve bezeme yönünden güçlü bir gelişme gösteren yapı türlerinden birisi de mezar anıtlarıdır. Anadolu dışında Karahanlı, Gazneli, Büyük Selçuklular eliyle yoğun bir denemeye konu olan mezar anıtlarının Anadolu’da ki uzantısı da önceki gelişmeleri güçlendirecek nitelikte karşımıza çıkmaktadır.

Anadolu’da yeni olanaklara kavuşan mezar anıtları genel olarak içinde mezarın yer aldığı bir alt kat (oturtmalık), simgesel nitelikteki sandukanın bulunduğu ziyaret edilen bir üst kat (gövde) ve örtüden oluşmaktadır.Toprak altında kalan oturtmalık kısmına yaygın olarak mumyalık denir. Bu adın yaygınlaşmasının nedeni, ölülerin mumyalanma geleneğinin bir süre yaşamış olmasından ileri gelmektedir. Bunların ilginç örnekleriyle Anadolu’ da değişik yerlerde karşılaşılmaktadır. Türkler elinde başlıbaşına anıt niteliğine bürünen ve ölünün mezarını simgeleştiren bu yapılar, çok değişik biçimler içinde denenmiş, zengin görünüşlere ulaşılmıştır. Türkler’in Orta Asya ve İran’da genellikle iki tip mezar anıtı geliştirdiklerine tanık oluyoruz. Bunlardan birincisi kare planlı ve kubbeli, ikincisi ise poligonal veya silindirik planlı ve kuleseldir. Anadolu’da uzun yıllar, değişik biçimlerde olmak üzere, genellikle kule mezar tipinin egemenliğine tanık oluyoruz. Ayrıca bu yapılarda, başta giriş bölümleri olmak üzere, oldukça yoğun bezeme kullanılmıştır.

Anadolu’da Büyük Selçuklu ve Erken Türk Beylikleri’nden Artuklular’a ait mezar anıtları günümüze ulaşamamıştır. Buna karşılık Anadolu’nun ilk mezar anıtları arasında altı yapı Danişmentliler ile ilgili görülmektedir.



Amasya’da 1145 yılında yapıldığı kabul edilen Halifet Gazi Kümbeti, sekizgen gövdesi, kesme taş cephesi ve külahıyla dikkati çeker. Niksar’da, yazıtı bulunmadığı için kesin tarihi bilinmeyen kare planlı Melik Gazi Türbesi, yine aynı yörede kesme taştan sekizgen bir yapı olan 12. yüzyıla ait Kulak Kümbeti ile 1182 tarihli ve dikdörtgen planlı Hacı Çıkrık Türbesi, mimari yönden çeşitli aksaklıklarına karşın Anadolu Türk mimarisin de ilk denemeler olmaları nedeniyle üzerinde durulmaya değer yapılardır.

12. yüzyıl sonuna maledilen Kayseri’nin Pazarören bucağı yakınlarındaki Melik Danişmend Gazi Kümbeti ile Niksar Kırk Kızlar Kümbeti, taş temel üzerine oturan özenli tuğla işçilikleriyle dikkati çekerler. 1220 yılı dolaylarında yapıldığı anlaşılan Kırk Kızlar Kümbeti’nin mimarı, Sivas’taki Keykavus Şifahenesi’nde de adı bulunan Marendli Ahmed bin Ebubekir’dir.

Erzurum’da Saltuklu kümbetleri olarak adlandırılan üç mezar yapısından en anıtsalı Emir Saltuk Kümbeti’dir. Dış görünüşüyle değişik etkiler içinde oluştuğu anlaşılan iki renkli düzgün kesme taş yapı, diğer Anadolu mezar anıtlarından ayrılan özelliklere sahiptir. Gövde, silmeler ve üç alınlıklarla iki katlı bir görünüş almış, sekizgen gövdenin üzerine konik külah yerleştirilmiştir. Çift pencere şekilleri ve yuvarlak kemerli nişler içindeki eski Türk hayvan takvimine bağlanan figürlü kabartmalar oldukça ilginçtir. Yazıtı bulunmadığı için kesin yapımı bilinemeyen ve 12. yüzyıl sonuna tarihlenen bu kümbet, daha sonraki gelişmelerde etkili olamamış ve Anadolu’da tek örnek durumunda kalmıştır.




Bazı araştırmacılar biçim ve figürlü süslemeler açısından Emir Saltuk Kümbeti’ni Eseri doğrudan Orta Asya’ya ve kümbet-türbe biçimlerinin kökenlerinde yatan “çadır mimarisi” ne bağlarlar. Bazı araştırmacılar bölgesel üslup ve sanatçılara ağırlık tanır, bazıları ise mimari açıdan devamı olmayan tek örnek olduğunu öne sürerler. Aslında bütün bu söylenenlerin tümü yapıyı tanımlamak için gereklidir.

Kümbetin XII. yüzyıl sonunda 1168’de ölen Izzeddin Saltuk için yapıldığı kabul edilir, iki renkli taştan inşa edilmiş, iki katlı bir yapıdır. Alt gövdesi sekizgen planlıdır. Sekize bölünmüş duvar yüzeylerinin her biri pencerelerden yukarıda üçgen alınlıklar şeklinde sonuçlanır. Üçgen alınlıklardan sonra pencereli kasnak kısmı silindirik olarak devam eder ve yukarıda basık bir konik külahla veya sivri kubbe şeklinde sona erer.

Tercan’daki Mama Hatun Kümbeti, Saltuklu mimarisinin özgün yapılarındandır. Taçkapının yan nişleri üzerindeki kitabede “Ahlatlı Ebul Nema bin Mufaddale” olarak mimarın adı okunur. Kesme taştan yapılmış kümbetin plan açısından kaynakları üzerinde çok tartışılmıştır. El-Süleymaniye gibi erken İslam mimarisi eserlerinden veya Aral Gölü’nün doğusunda Tagisken’de MÖ 1II. yy mezar anıtlarından esinlendiği kabul edilir.Çevresi daire biçiminde bir kuşatma duvarı ile çevrili olan kümbet, kare planlı bir mumyalığın üzerinde yer alan sekiz dilimli gövde ve hafif dilimlenıniş konik külahtan oluşmuş ilginç bir yapıdır.


Mengücüklü dönemine ait mezar anıtlarına gelince, Divriği’deki 1196 tarihli Kamereddin Kümbeti ile Sitte Melik Kümbeti kesme taştan sekizgen gövdeli ve piramit çatılı yapılardır. Sitte Melik Kümbeti’nin cephesindeki geometrik geçmeler geleneksel bezemenin bir devamı olarak kabul edilmektedir. Gene Mengücüklülere ait bir kümbet de Kemah’ta karşımıza çıkmaktadır. 12. yüzyıl sonu ya da 13. yüzyılın başına tarihlendirilebilecek Melik Gazi Kümbeti, tuğladan bezemeli sekizgen gövdesi ve mumyalık kısmındaki sekizgen payeden gelişen örtü sistemiyle Azerbaycan bölgesi mezar anıtlarına bağlanmaktadır. Yapının mimarı Ömer bin İbrahim el-Taberi’dir.

Diğer yapılar

Anadolu’daki Erken Türk Beylikleri’nden cami, medrese, mezar anıtı dışında-sayıları az olmakla beraber-başka yapılar da günümüze gelmiştir. Bu yapıların başında, eski yollar üzerinde karşımıza çıkan köprüleri saymak gerekir. Geçit görevinin yanı sıra mimari özellikleriyle de dikkati çeken köprüler, yapıldıkları yerin koşulları içinde gerçekten ilginç denemelerdir. Erken devir örnekleri Güneydoğu Anadolu’da, özellikle Artuklu topraklarında karşımıza çıkmaktadır.Biçimsel zenginlikleri, üzerlerinde yer yer karşılaşılan plastik örnekleri, bu yapıların yalnız bir yeri aşma gereksinimiyle yapılmadıklarını göstermektedir.

Dicle Irmağı üzerinde 1116 yılında yapılmış olması mümkün Hasankeyf Köprüsü, Cizre yakınlarındaki 1164 tarihli Dicle Köprüsü, Silvan yolunda Batman Suyu üzerinde 1147 tarihli tek bir kemerden oluşan ünlü Malabadi Köprüsü, 1179 tarihli Çermik Köprüsü, 1204 tarihli Mardin yakınlarında Dunaysır Köprüsü, Diyarbakır yakınlarındaki 1218 tarihli Devegeçidi Köprüsü ve yakın zamanlarda tamamen ortadan kalkan gene Diyarbakır yakınlarındaki Ainbarçayı Köprüsü Artuklular döneminden kalma önemli örneklerdir. Her biri başlıbaşına mimari bir değer olan ve bir kısmı bugün de kullanılan bu köprülerde, eski geleneksel motiflerle yüklü figürlerin bulunuşu ilgi çekicidir.

Anadolu’da sürekli yenilenmek, genişletilmek suretiyle günümüze ulaşabilen savunma amaçlı yapılar arasında kale ve surları özellikle belirtmek gerekir.Zamanla ulaşım sisteminin, yerleşme merkezlerinin, savunma sistemlerinin değişmesi sonucu terk edilen bu kalelerden çoğunun ilk kuruluşları, Türkler’den öncesine gitmektedir. Ancak Türkler’in de bu alanda önemli çalışmalar yaptığı bilinmektedir. Diyarbakır surlarında Artuklular’dan kalma 1208 tarihli Evli Beden Burcu ile Yedi Kardeş Burcu bu konuda verilebilecek en güzel örneklerdir.
Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 24. January 2011, 20:18
Konuk
 
Üyelik tarihi: Apr 2010
Bulunduğu yer: Turan Federasyonu
İletiler: 159
Standart

Beylikler dönemine ne yazıkki Türkçüler bile gereken önemi vermiyor. Anadolu'da ve Rumeli'de kurulan köyler, büyük aileler ve sülaleler gökten mi düştü? Hepsi bir beyliğin bakiyesi. Belki de bazıları bizzat beyliği kuran ailelerden. Ben bir Karamanoğlu torunu olarak çevremdeki herkese elimden geldiğince beylikleri, bağlı oldukları boyları anlatmaya çalışıyorum. İnsanlar gerçekten bu konuda çok ilgisiz ve bilgisiz. Okullarda dahi beyliklerden sadece şu kurdu, şu yıktı diye bahsediliyor. Hangi boydan oldukları, hangi icraatları yaptıkları detaylara girilmeden üstünkörü anlatılıyor. Ülkemizdeki tarih bilincinin eksikliklerinden biri de budur.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
anadoluda , beylikleri , kurulan , türk


Konuyu Toplam 13 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 13 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 17:06.


Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
vBSEO 3.0.1 Cebe Noyan
Turania.Net & Com