Çok bilinen bir hikâye vardır.
Bir ressam, henüz bitirdiği resmini kentin en işlek meydanına koymuş ve yanına da
''Yanlış bulduğunuz yerleri, lütfen belirtiniz'' yazan bir not ve insanların kullanacağı bir kalem iliştirmiş. Ertesi gün, resminin yanına gelen ressam, artık tek nokta konacak yeri dâhi kalmayan, eleştirilerle dolu bir not kâğıdı bulmuş.
Aynı ressam, aynı resmi, kentin aynı meydanına, bu olaydan birkaç gün sonra tekrar koymuş fakat bir farkla; resmin yanına, bu kez eleştiri yazılacak bir kâğıt değil; renk renk boyalar bırakmış ve notu da, şöyle değiştirmiş:
''Yanlış bulduğuz yer(ler)i, lütfen düzeltin.''
Aynı resim, aynı kentin aynı meydanında, günlerce ve aynı hâliyle öylece beklemiş.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Alıntı:
erlik Nickli Üyeden Alıntı
Arkadaş kendini biraz 'farklı' ifade etmiş olabilir ama bu sözler kendisini ezik etnik döküntü yapıyorsa müslümanlık ve Türkçülük hakkında aşağı yukarı aynı görüşleri paylaşan biri olarak ben de ''ezik etnik döküntü'' oluyorum sanırım.
|
Onu Börü Kam söylememiş;
sen söylemişsin erlik.
Ne olduğunu ve
ne olmadığını, senden ve Tanrı'dan başkası bilemez.
Sırf AĞASAR'la, birkaç başlık altında ihtilâfa düştün diye, buradaki her yazıyı provake etmeye soyunduysan; hakkındaki düşüncelerimde de, belli ki yanılmışım(ki en büyük eksiğim de bu). Demek ki, zannettiğim kadar elit birisi değilmişsin.
Bir yığın soydaşınla dahi anlaşacak, dinden gayrı bir ortak nokta bulamıyorsan ve sadece din konusunda aynı şeyleri paylaştıklarınla anlaşabiliyorsan... bunu söylemek hoş değil ama Abdullah Öcalan da,
din konusunda seninle aynı fikirde.
Alıntı:
AĞASAR Nickli Üyeden Alıntı
Sen ve senin gibiler ben '' DİNSİZ'in '' tekiyim diyerek caka satarsınız...
|
Bu nasıl oluyor, şu ''caka'' nasıl satılıyor; doğrusu anlayamıyorum zira dini övenle dine söven, aynı derecede değersizdir.
Kaldı ki ateizm; teizmin, Tanrısız hâlinden başka nedir?
İki tip eko-politik düzen düşünün.
Bu düzenlerden ilki; insanı sermayenin kölesi, metanın tutsağı, bir avuç patronun ücretli kulu kılıyor.
İnsanları
birey kılma uğruna o derece yalnızlaştırıyor ve bu yalnızlığı onlara öyle güzel içselleştiriyor ki; insanlar, en zor durumlarında dahi tutacak bir başka
el bulamıyor. Bireyde başlayan bu çözülme, topluma da sirâyet ediyor ve toplum; sinirleri alınmış, ulusal refleksleri itinayla köreltilmiş, komşusunun arabası yakılıp evi soyulurken dahi ses çıkarmayan
bireylerden(evet, hiçbir işe yaramayan ''bireylerden'') oluşan ruhsuz bir yığına evriliyor.
İkinci düzen ise; aynı insanı, bu kez
devletin kölesi yapmış. Bireyciliği ortadan kaldırmaya, insanları örgütlü hareket ettirmeye çalışmış ama bunu zerre başaramadığı gibi olan da, aslında sadece ve sadece
şahsiyete olmuş.
Yoksullukta eşitlik ortak paydasında zorla birleştirilmeye çalışılan insanlardan da, belki kollektif bir bilince sahip ama kendisine hayrı olmayan bir
yığın meydana gelmiş.
İki düzeni savunanların da, gözlerinde gözlük varmış.
İlk sistemin müridi, kendi gözlerindeki etrafı mavi gösteren gözlüğün etkisiyle, karın mavi olduğunu; ikinci düzenin müridi de, kendisinin taktığı ve etrafı kırmızı gösteren gözlüğün etkisiyle, aynı karın, kırmızı olduğunu iddia eder dururmuş.
Halbuki iki gözlük de, aynı ''ustanın'' elinden çıkmış.
Yani bu iki tip de, aslında aynı yoz düşüncenin ikiz kardeşleridir.
Bu iki tip insanla da tartışılmaz zira bunların gözleri, partizanlıkla o denli körelmiştir ki; onlar için ya birisi vardır, ya da diğeri ve inandıkları şey ciciden daha cicidir, inanmadıkları da kakadan daha kakadır.
Kimdir bunlar?
Şimdi de, iki tip kadın düşünün.
Bu kadınlardan ilki, bir kadın olarak azıcık değerinin dahi olmadığını düşünür(yani kendisini, erkekler karşısında ''eksik'' hisseder). O, sırf bir kadın olduğundan, maça 1-0 geride başlamıştır. Bu nedenle dişiliğini ön plana çıkarmaksızın başarılı olamayacağını, arkadaş edinemeyeceğini, kendisini değerli kılamayacağını... düşünür ve iş görüşmesine dansöz kıyafetiyle gider, okulda çıplak dolaşır, bakkala dâhi makyajsız gitmez ve işin en acı tarafı, böyle davranarak, hemcinslerine en büyük hakâreti yaptığından bîhaberdir.
İkinci kadının da, ilkinden farklı bir perspektife sahip olduğu söylenemez zira ona görede kadın; kadın olarak, beş kuruşluk değer taşımaz. O da, erkeklere karşı ''doğuştan eksik'' olduğu düşüncesiyle hareket eder ve kendisinin kadınsı yönlerini, elden geldiğince törpülemeye çalışır ve bedenini mumyalar, erkek eli sıkmaz, erkek yanına oturmaz, erkekle sohbet etmez ve hatta onları(hepsinin birer potansiyel sapık olduğunu düşündüğü erkekleri) görünce, Şeytan görmüş gibi kaçar.
İkinci örnek baş kapamayı, ilk örnek de ''orayı'' açmayı kadınlara salık verir zira bunlara göre kadın, kadın olarak değersizdir. Dişilik; ya insanların gözüne sokulmalıdır, ya da sanki utanılacak bir şeymiş gibi herkesten saklanılmalıdır.
Yani bu iki tip de, aslında aynı yoz düşüncenin ikiz kardeşleridir.
Bu iki tip insanla da tartışılmaz zira bunların gözleri, saplantılarla o denli körelmiştir ki; onlar için ya birisi vardır, ya da diğeri ve inandıkları şey ciciden daha cicidir, inanmadıkları da kakadan daha kakadır.
Kimdir bunlar?
Bu kez de, iki tip felsefî ekol düşünün.
Bunlardan ikisi de; insanın ve evrenin oluşumuyla ve bunun nedenleriyle ilgili kafa yoruyor, bunlara kendince nedenler ortaya koymaya çalışıyor olsun.
İlk felsefî görüşün müridine göre insan, Yehova tarafından yaratılmıştır veya Tanrılara maden işlemek için ve yine yaratılmıştır veya daha başka türden bir hikâyeyi dillendirir bu mürid ve hayatını buna göre düzenler ve diğerlerinin de buna uymasını ister. Buna yönelik yaptırımları olduğu gibi, uymamakta direnenlere dair plânlara da sahiptir.
İkinci görüşün müridine göre de evren, ''lönk'' diye ansızın ve kendiliğinden oluşuvermiştir. Kendisinin,
''Fırat ve Dicle, Enki'nin penisinden fışkıran tohumlardan oluştu'' gibi fantastik iddiaları belki yoktur ama insanlığın varlığına yönelik bir alternatifi de yoktur(primattan türeme masalını saymazsak). Bu alternatifsizliği de, sözde bilimsel makyajlarla kapatmaya çalışır. Yeri gelir, bilimde tahrifat bile yapar ama onun da, söz konusu bu soruna dair tek yorumu, ''lönk'ten'' ibarettir. Yani aslında, çoğu kez ilk mürid kadar dahi derin düşünemez ama özellikle 1960'lardaki materyalist rüzgârın etkisiyle yakasına iliştiriverdiği
''pek bilimsellik'' etiketinin ekmeğini de, halen ve çatır çatır yer.
Yani bu iki düşünce de; bilememenin, akıl sır erdirememenin, anlayamamanın, akıl yürütememenin, idrak bir türlü edememenin... insan zihninde oluşturduğu tahribâtın, felsefî düzlemdeki yan etkilerinin ikiz yüzleridir.
Bu iki tip insanla da tartışılmaz zira bunların gözleri, dogmatizmle o denli körelmiştir ki; onlar için ya birisi vardır, ya da diğeri ve inandıkları şey ciciden daha cicidir, inanmadıkları da kakadan daha kakadır.
Peki ya
bunlar kimlerdir?
Üç sorumun cevabını da, aslında herkes biliyor.
Bu altı tür insandan birisiyseniz, elimizden sizler için bir şey gelmez ve kimsenin düşüncesine/inancına karışma hakkını kendimizde bulmayız ama kendiniz hâricinde kalan bu beş gruptan bir tanesini veya birkaçını veya hepsini tiye almaya kalkarsanız; sizinle ancak dalga geçilir.
Bu gibi kişiler, bakış açılarını yargılamalıdır.
Alıntı:
Umay Nickli Üyeden Alıntı
Ve aylardır bir selamı sabahı dahi esirgeyen Karaton!
|
Efendim!
Tam sana selâm edecektim, bu iletini gördüm.
Alıntı:
Umay Nickli Üyeden Alıntı
Şimdi ''bir şey hoşaftan ne anlar'' diyeceğim ama bu forumda seviyesizliğe müsamaha gösterilmiyor.
|
Aynen öyle.
Onun için... deme.
Alıntı:
Umay Nickli Üyeden Alıntı
İşiniz gücünüz olabilir, bazılarının üç kağıdına gelip bölünmüş de olabilirsiniz, birileri tarafından sabote edilmiş ve sunucudan atılmış da olabilirsiniz, kaybettiğiniz zamana acıyorsunuz da olabilir, sizi çekemeyenler sizlerle dört beş senedir uğraşmaktan vazgeçmemiş de olabilirler, bazı densizlere kırgın ve kızgın da olabilirsiniz, artık millete meram anlatmaktan bıkmış da olabilirsiniz...
|
Sana da bir şey söylenmiyor ha!
Bunları sana söyledim ama kendimi kastetmiştim. Bunların tamamı ve hatta fazlası, benim için geçerli ama buradaki herkes adına konuşamam.
Alıntı:
Umay Nickli Üyeden Alıntı
Şubatta buraya gel ve her şeye, kaldığın(bıraktığın) yerden başla.
|
Başladığım bir işi yarım bırakmak, hiç de âdetim değildir.
Gelmeden, sana haber veririm.
Alıntı:
Umay Nickli Üyeden Alıntı
Seni sevmeyen/çekemeyen bir avuç kaskafayı değil, seven ve sayan arkadaşlarını düşün ve onlara göre şekillendir hayatını.
|
Bundan böyle, sadece ve sadece
böyle olacak zaten.
Alıntı:
Umay Nickli Üyeden Alıntı
Tonyukuk Bey, AĞASAR, Bozdağ, Cebe Noyan, Selanikli, Yükselen Kurt, Motun... Hani bu insanlar kardeşlerindi?
|
Hâlâ öyleler.
Alıntı:
Umay Nickli Üyeden Alıntı
Bıkmadın mı şu Turanian Movies konusundan?
|
Bıkmadım!
Alıntı:
Umay Nickli Üyeden Alıntı
Sen sinematograf değil, Türkologsun.
|
Keşke sinematograf olsaydım.
Alıntı:
Umay Nickli Üyeden Alıntı
Ve eğer bu iletime de lütfedip bir yanıt vermezsen, üyeliğimi sil çünkü bir daha bu foruma tek satır yazı dahi yazmayacağım hatta girmeyeceğim!
|
İyi de... Bu forum, babamın malı değil ki!
Sırf birisiyle(veya birileriyle) ters düştün diye, bunu, koskocaman bir foruma mâl etmek olur mu?!
Ayrıca, sizlerin,
gönüllülük üzerinde yürüyen bu forum üzerinde hakkınız nasıl ki varsa; forumun da sizler üzerinde hakkı var.
Şu forumun, kendisine hiçbir şey vermediğini, hiçbir üye iddia edemese gerek. Ne dersin?
Forumdakilere kızabilirsiniz ama foruma küsmeye
hakkınız yok!
Alıntı:
Umay Nickli Üyeden Alıntı
Yasemin...
|
Yazışırken, kendi adlarımızı kullanmıyoruz ve adını bildiğimiz üyelere de,
kendilerinin kullanıcı adlarıyla hitap ediyoruz.
Alıntı:
Börü Kam Nickli Üyeden Alıntı
Karaton Anda!
Umay Kardeşimizin yazdıklarını, ben şahsen, çok önemsedim.
Bu çağrıya, daha doğrusu feryada, ne zaman kulak asacaksınız?
TTK.
|
Her türden ''feryâda'', vakit buldukça kulak astım/asacağım Değerli Börü Kam.