Türkçü Turancı Turania.Net & Com Turan Ulusları Turan Forumu - Turanian Nations' Turan Forum
  #1 (permalink)  
Alt 7. June 2010, 13:15
Konuk
 
Üyelik tarihi: Mar 2010
İletiler: 508
Standart Filistin Bayrağının hikayesi, ve 1916 Arap İsyanı

I. DÜNYA HARBİ SIRASINDA SERİF HÜSEYİN’İN SİYASİ
FAALİYETLERİ
Deniz DOGRU*

Birinci Dünya Savasının başlamasının temel sebepleri, XIX. Yüzyıldaki siyasi ve ekonomik gelişmeler sonucunda ortaya çıkmıştır. Bununla beraber Fransız İhtilalı’nın ortaya çıkardığı yeni fikirler, liberalizm hareketiyle birlikte, dünyayı kimin yöneteceği sorununun doğurduğu rekabet ve güçlü bir madde olarak petrolün keşfi de etkili olmuştur. İngiltere bu rekabet içerisinde, Akdeniz’de olduğu gibi, Arap Yarımadası’nın birçok yerinde de nüfuzunu arttırabilme faaliyetlerini sürdürmekteydi. İngiltere, bir taraftan uzun süredir sömürgesi durumunda olan Hindistan’ın deniz yolunun güvenliğini sağlamak, bir yandan da yüzyılın keşfi niteliğindeki “petrolün” anavatanı Arabistan Yarımadası üzerindeki etkinliğini arttırma
çabasındaydı. Dolayısıyla İngiltere XIX. Yüzyıldaki dış politikasını bu iki ilke üzerine inşa etmiştir. (1) İngiltere’nin bu deniz aşırı politikası Osmanlı Devleti egemenliğindeki Arabistan Yarımadası toprakları üzerinde cereyan etmekteydi. İngiltere bu hedefleri doğrultusunda, Arabistan Yarımadasına sahip olabilme ya da kendi himayesinde bir iktidar oluşturma yoluna başvuracaktır. İngiltere bu politikasını Arabistan Yarımadası’nda yaygınlaştırmada Mekke Emiri Serif Hüseyin’i mihenk olarak almıştır. Böyle bir yola başvurmalarının nedeni ise, Şerif Hüseyin’in temeli Arap Milliyetçiliği(2) olan bir Arap Krallığı kurma ve başkanı olma düşüncesini bilmeleridir.


İlk temas Şerif Hüseyin’in oğlu Abdullah vasıtasıyla 1912 yılında Kahire’de İngiltere Başkonsolosu Lord Kitchener’le sağlandı.(3) Daha sonra 1914 yılında Kahire’de tekrar bir araya gelmişlerdir. Bu görüşmede Abdullah babasının düşüncelerini ve Hicaz’ın durumunu Lord Kitchener’a su sekilde ifade etmiştir: “Bugünkü gerginliğin sebebi, Türklerin şeriflik makamının yetkilerini kırmak ve Hicaz’da oraya uygun olmayan bürokratik bir yönetim kurma isteğinden doğmakta ise de, bu ancak gerginliğin, bu ana mahsus sebebidir. Hicaz meselesi Arab meselesinin ancak bir kısmıdır...” (4) Abdullah’ın bu açıklamalarına karşılık Lord Kitchener, Hicaz’ın mevcut durumunun korunması gerektiğini ifade eder. Kitchener’in bu kadar ihtiyatlı konuşmasının nedeni ise İngiltere’nin Şerif’i desteklemekte henüz tam kararlı olmayışıdır. Fakat bu görüşmede kesin bir sonuç ortaya çıkmasa da, Şerif Hüseyin’in bu sıralarda isyan düşüncesine sahip olduğunu gösterir.(5) İngiltere, Şerif Hüseyin’in hoşnutsuzluğunu ve başkaldırı isteğini daha önceden fark etmiş olmasına rağmen, Osmanlı Devleti ile de ilişkisinin tamamen bozulmasını istemiyordu. Bunun birçok sebebi oldugu halde, iki tanesi özellikle İngiltere’yi tedirgin ediyordu. İlki Emir’in Araplar üzerindeki etkisinin ne kadar olduğunun bilinmemesi, ikincisi İngiltere idaresi altındaki Müslümanların ve diğer İslam Dünyasının böyle bir hareketi nasıl karşılayacağını kestirememesiydi.6 Birinci Cihan Harbi’nin başlaması İngiltere’yi daha kararlı hareket etmeye zorlamıştır. Bunun en önemli sebebi, Osmanlı Devleti’nin Almanya’nın yanında savaşa girmesidir. Hindistan deniz yolu ve petrol bölgeleri her an Almanya’nın eline geçebilirdi. Bu nedenle İngiltere, hemen Şerif Hüseyin ile ilişkiye girerek kendilerine yardım ettiği takdirde, bunu karşılıksız bırakmayacaklarını ve her türlü yabancı saldırıya karsı koruyacakları garantisini verecektir.



Nitekim Osmanlı Devleti daha savaşa girmeden Ağustos 1914 de İngiltere Kızıldeniz ve Akdeniz de Osmanlı Devleti’ne karsı faaliyetlerini arttırmıştır.(7) İngiltere bir yandan da Şerif Hüseyin ile ilişkilerini iyi tutabilmek için, Mekke, Medine ve Cidde’nin herhangi bir saldırıya maruz kalmayacağı propagandasını yapıyordu. Bununla beraber Araplara erzak temin edeceklerini söylüyordu. İngiltere, Arapları Osmanlı Devletine karsı kışkırtmak amacıyla yaptığı propagandaları 1915 yılının baslarında oldukça yoğunlaştırdı. 6 Mayıs 1915 tarihinde Arabistan’a uçakla attığı
beyannamede söyle diyordu: “Almanya ile olan bu meçhul muharebeye girişmemiz ancak kendisine muhip olan ufak bir hükümete kabahatsiz olarak ansızın ettiği hücum içindir. Halbuki bizzat Almanya ahdi daimi ile hükmet-i mezkurenin istiklalini taht-ıkefaletini almıştı.” (8)

Burada İngilizler, Osmanlı Devleti’nin gayr-i müslim Almanlarla birlikte savaşa girdiklerini, Arapların Şerif Hüseyin’in etrafında toplanmaları gerektiğini ifade etmektedir. Nitekim 4 Temmuz 1915 tarihinde Hicaz ve çevresi için gönderdikleri erzaka, Osmanlı memurlarının el koyduğu haberini yayarak, yeniden erzak sevk edeceklerini bildiriyorlardı.9 İngiltere’nin yaymaya çalıştığı bu tür haberlerin aslı olmadığı gibi, Osmanlı’nın yardım gemilerinin Hicaz Bölgesine ulaştırmaya çalıştığı erzakın, ulaşmaması için Fransızlarla birlikte engellemeye çalışıyorlardı. Osmanlı Devleti, İngiltere’nin Arabistan Yarımadasındaki faaliyetlerini engellemeye çalışırken, İngiltere ile isbirligini başından beri planlayan Serif Hüseyin de Arap Krallığını gerçekleştirmeye çalışıyordu. Bir taraftan da İngiltere ile münasebetlerini sürdürüyor, diğer ya yandan da Suriye’de başlayan Arap Milliyetçiliği hareketi ile işbirliği zemini arıyordu.

Şerif Hüseyin bu is için oğullarından Faysal’ı, Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Harplerindeki durumunu öğrenmesi için İstanbul’a göndermişti. Faysal, İstanbul’dan dönüsünde, Suriye’ye uğrayıp, buradaki cemiyetlerle de görüşmeler yapmıştır.(10) Şerif Faysal Mayıs 1915’deki bu ziyareti sonunda, Şam da El-Fatat ve EL-Ahd gibi cemiyet üyeleriyle de gizli görüşmeleryapmıştır. Hatta bu gizli görüşmelerde, yargılanacak olan Arap ihtilalcıların affedilmesi gerektiğini ifade etmişti. Faysal ile cemiyet üyeleri arasında yapılan görüşmeler de, Osmanlı Devleti’ne karsı
İngiltere ile işbirliği kararı alındığı gibi, gelecekteki Arap Krallığı’nın sınırları da belirlendi. 23 Mayıs 1915 tarihli Sam Protokolü olarak
geçen anlaşmada, kurulması planlanan Arap Devleti’nin sınırları söyle idi: “37. Paralelde Mersin, Adana hattından itibaren Birecik, Urfa,
Mardin, Midyat ve İran sınırına kadar olan saha: Doğu Basra Körfezi’nin aşağısından İran’a kadar: Güney, Aden hariç Hint
Okyanusuna kadar:Batı, Kızıldeniz ve Mersin geçişine kadar Akdeniz”. (11)

Şerif Faysal’ın İstanbul intibaları ve Suriye’deki Arap ihtilalcılarının tutuklanmaları, Şerif’in Suriye’deki ihtilalcılarla birleşme düşüncesini engelledi. İngiltere de Çanakkale Harpleri’nde mağlup olunca Ortadoğu politikasını yeniden gözden geçirmek zorunda kalmıştır. İngiltere Osmanlı Devleti’ne karsı savaş yükünü azaltabilmek için, daha önce Arapları destekleme yönündeki kararsızlığı ortadan kalkmıştır.(12) Şerif Hüseyin de, Sam Protokolü kapsamında oğlu Abdullah vasıtasıyla Kahire’deki İngiliz Başkonsolos’u Lord Kitchener’e bir anlaşma yapabilmek için müracaatta bulundu. Fakat İngiltere ile Mekke Emiri toprakları paylaşma noktasında anlaşma yapamamışlardır.(13) Nitekim İngiliz Yüksek Komiseri Henry Mac Mahon’un 24 Ekim 1915 tarihli mektubunda İngiltere’ye bir anlaşma için müracaat etti. Fakat İngiltere ile Şerif Hüseyin bazı
noktalarda anlaşamamışlardır. Nitekim 6 Kasım 1915 tarihli Henry Mac Mahon’nun gönderdiği bir mektupta(14) Mersin, Hatay, Sam,
Hama, Humus ve Halep’in doğusunda kalan Suriye topraklarının Arap sayılmayacağı bahisle, buralarda Fransız çıkarlarının göz önünde tutulması istendi. Bu mektupta Şerif’in Halifelik isteğinden hiç söz edilmemiştir. Şerif Hüseyin ile Mac Mahon arasındaki pazarlık 10 Mart 1916’ya kadar devam etmiştir.(15) Pazarlıklar sonucunda Şerif Hüseyin birtakım isteklerinden vazgeçmiştir. İngilizler ile işbirliğine birtakım haklarından vazgeçerek karar veren Şerif’in bu durumunu Lawrence söyle anlatıyor. “Şerif Hüseyin, son derece duygusal olan ve inandıkları şeylere sezgisel olarak kaptırıveren Araplara iyi kalpli ve kendilerine yetebilecek kaynakları olduğuna inandırmakta gerçekten büyük basarı göstermişti. Ardından bizimle işbirliğine girişerek, doktrinini ve düşlerini silahlarımızla ve paralarımızla gerçekleştirebileceğine inandırmıştı bizi. Kabileler, bağımsız bir Arap Devleti kurulacağına ve kendilerinin de bu devletin yönetimine katılacağına inandırılmışlardı.”(16)

İngiltere ile Şerif Hüseyin arasındaki anlaşma İngiltere’nin istekleri doğrultusunda gerçekleşmişti. İngiltere’nin asıl politikası, Kanal üzerindeki Türk gücünü uzaklaştırmaktı. Nitekim Hicaz bölgesinde Şerif’le anlaşmaları, Osmanlı Devleti’nin Suriye ve Kanal’daki gücünün bölünmesine neden olmuştur. İngiltere, Şerif Hüseyin ile münasebetlerini müttefiki olan Fransa’ya bildirmemiştir. Fransa Kasım 1915 de bunu öğrenince,
Ortadoğu üzerindeki menfaatlerini koruma çabasına girişti. Bunun sonucunda İngiltere ile Fransa arasında 9-16 Mayıs 1916 tarihinde
Sykes-Picot Antlaşması yapıldı, bu anlaşmaya göre(17) Suriye’nin Akka’dan itibaren Kuzey’e doğru bütün kıyı bölgesi (Beyrut dahil),
Adana ve Mersin bölgeleri Fransa’nın olacaktı. Bağdat-Basra arası ve Dicle ile Fırat bölgesi de İngiltere’nin olacaktı. Geri kalan topraklarda
bir Arap Devleti ya da Arap Devletleri Federasyonu kurulacaktı.

Bunun sonucunda, kurulması düşünülen Arap Devleti’nin sınırları içinde Akka-Kerkük çizgisinin Kuzey kısmı Fransız nüfuz alanı olarak, güney kısmı ise İngiliz nüfuz alanı olarak ayrılmıştır. İngiltere bu antlaşma ile Fransa’ya verdiği bölgeleri aynı zamanda Şerif Hüseyin’in kuracağı Arap Devletinin sınırları içerisinde de bırakmıştı. İngiltere Şerif Hüseyin’e karsı ikiyüzlü davranmakla kalmayıp, bir yandan da Necd Bölgesi Emiri İbn-i Suud ile de Aralık 1915 de bir anlaşma imzalayarak, Basra Körfezi’nin güney kıyılarında da O’nun egemenliğini tanıdı. Halbuki daha önce
Şerif Hüseyin ile yapılan anlaşma da, bu bölgeler üzerinde Şerif’in Egemenliği tanınmıştı.(18) Şerif Hüseyin, Osmanlı Devleti’ne karsı ayaklanmak için İngiltere’den elli bin sterlin, silah, cephane ve erzak istedi. İngiltere’de Kanal üzerindeki amaçlarına ulaşabilmenin yolunu Arap isyanında görüyordu. Bu nedenle isyan için gerekli hiçbir maddi yardımı esirgememiştir.(19) Bu duruma uygun olarak 1 Şubat 1916’da yapılan anlaşma gereğince Mekke Emir’i söyle hareket edecekti. Oğullarından Ali Medine’ye giderek, bu bölgedeki Arap’larla Osmanlı Devleti’nin erzak ve cephane nakliyatını engellemek için demiryolunu kesecekti. Diğer yandan da oğlu Abdullah Suriye’den hareket ederek Osmanlı Devleti’nin kuzeyden gelecek kuvvetlerine karsı koyacaktı. Ayrıca Suriye’deki Arap ihtilalcıları ile ilişkiye girerek, Osmanlı ordusundaki Arap unsurları Türklere karsı ayaklandırılacaktı.20 İngiltere ile Şerif Hüseyin arasındaki münasebetler 1916 yılının Haziran ayında artık isyanın başlaması için istenen noktaya gelmiştir.


SONUÇ:
Birinci Dünya Savası başlamadan hemen önce, dünyadaki bloklaşmalar ve sömürge yarısı, Osmanlı Devletinin de bloklar
içerisine girmesine neden olmuştur. Osmanlı Devleti tercihini Almanlardan yana kullanmıştır. Almanya’nın dış politika hedefleri arasında, İngiltere’nin sömürgesi Hindistan’ı ve petrol bölgesi olan Arabistan Yarımadası’nı ele geçirmek de vardı. Almanya’nın bu politikasını bilen İngiltere bunu engelleyebilmek için, bu bölgede kendi egemenliğini ya da kendi himayesinde bir gücün egemenliğini sağlamak istiyordu. İngiltere bu politikasını gerçekleştirdiği takdirde, bu bölgelerdeki Alman tehdidini ortadan kaldıracağı gibi, Osmanlı Devleti’nin askeri gücünün de bölünmesini sağlayarak, asıl önem verdiği Kanal Cephesi’nde daha rahat hareket edebilecekti. İngiltere bu politikası doğrultusunda, Osmanlı Devleti ile arasının açık olduğunu bildiği Mekke Emiri Şerif Hüseyin ile münasebet kurmuştur. Şerif Hüseyin liderliğindeki Arapları Osmanlı Devleti’ne karsı ayaklandırmak istemiştir. Bu sebeplerden dolayı, 1912 yılından itibaren görüşmelerde bulunduğu Şerif Hüseyin ile temasa geçmiştir.

Şerif Hüseyin’in bağımsız Arap Krallığı kurmak ve Hilafet’inde Padişah’tan alınması hususunda, İngiltere’nin kendisine yardım
etme isteğini İngiltere kabul edince münasebetler başlamıştır. Şerif Hüseyin ile İngiltere arasındaki münasebetler Ocak 1916 yılında bir
anlaşmayla sonuçlandı. Şerif Hüseyin anlaşmaya vardığı İngilizlerinyönlendirmesi ile Osmanlı Devleti’ne 6-10 Haziran 1916’da isyan
bayrağını açmıştır.

* Okt., AKÜ, Atatürk İlkeleri İnkılap Tarihi Bölümü Okutmanı
1 Fahir Armaoglu, 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi, Türkiye İs Bankası Yay.Ankara 1992.
s.99-100; Salahi Sonyel, “Albay T.E. Lawrence, Hasimi Araplarını, Osmanlı
İmparatorluguna Karsı Ayaklanmaları İçin Nasıl Aldattı”, Belleten, Cilt. LI, Sayı
199, S.235.; Süleyman Kocabas, Osmanlı İsyanlarında Yabancı Parmagı. Vatan
Yay. Kayseri 1992 .s.93.
2 Bessam TİBİ, Arap Milliyetçiligi. (Çev. Taskın Temiz), Yönelis Yay. İstanbul
1998 .s. 155.
3 Yılmaz Altug, “Arap Ülkelerinin Osmanlı İmparatorlugu’ndan Ayrılısı”.
Belgelerle Türk Tarihi Dergisi.Nr:25. Ekim 1969. s. 30.
4 Kral Abdullah, Hatıralar.Hayat Tarihi Mecmuası. Nr:6, 1970. s.46-49.
5 Y. Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi. C.III/III. Türk Tarik Kurumu Yay, Ankara 1991. s.197.
6 Ömer Kürkçüoglu, Osmanlı Devletine Karsı Arap Bagımsızlık Hareketi(1908-
1914), Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yay. Ankara 1982, s.77-79.
7 Genelkurmay Askeri Tarih ve Strateji Enstitüsü Arsivi (Kısaltma A.T.A.S.E.), Klasör Numara. 164, dosya nu:144/179Fihrist, VIII. Kolordu Kumandanlıgı’ndan Baskumandanlık Vekaleti’ne 18 Kasım 1914 tarihli sifre.
8 A.T.A.S.E. Arsivi , Klasör Numara. 533, dosya nu:52/2085 Fihrist, Hicaz
Kumandan Vekilinden Baskumandanlık’a 6 Mayıs 1915 tarihli beyanname.
9 A.T.A.S.E. Arsivi, Klasör Numara. 533, dosya nu:52/2085 Fihrist, IV. Ordu’dan Baskumandanlık’a 4 Temmuz 1915 tarihli sifre.
10 Cemal Pasa, Hatırat, Arma Yay. İstanbul 1996, s.247.
11 Cemal Pasa, a.g.e. s.242; KOCABAS,a.g.e. s.97.
12 Kürkçüoglu, a.g.e. s.77.
13 Yılmaz Altug, “Arap Ülkelerinin Osmanlı İmparatorlugu’ndan Ayrılısı”
Belgelerle Türk Tarihi Dergisi.N.25. Ekim 1969. s.28.,
14 Altug, a.g.m. s.29.
15 Sükrü Mahmud Nedim, Filistin Savası(1914-1918), (Çev. Abdullah Es).
Genelkurmay Basımevi, Ankara 1995, s.28.
16 T.E. Lawrence, Bilgeligin Yedi Diregi. (Çev. Yusuf Kaplan), Rey Yayıncılık,
Kayseri 1991, s.136.
17 Armaoglu, a.g.e., s.126.
18 Armaoglu, a.g.e., 125.
19 Kürkçüoglu, a.g.e., s.99-100.
20 Kürkçüoglu, a.g.e., s.99.













Peki bu isyanda kullanılan bayrak hangisi miydi?



[/B]Filistin Bayrağı, ilk olarak Şerif Hüseyin tarafından 1916'daki Osmanlı Devleti'ne karşı yapılan Arap ayaklanmasının sembolü olarak tasarlandı. Ardından 1964 yılında bayrak Filistin Kurtuluş Örgütü tarafından Filistin halkının bayrağı olarak ilan edildi ve 15 Kasım 1988 yılında da yine Filistin Kurtuluş Örgütü tarafından Filistin Ülkesi'nin bayrağı olarak ilan edildi.
Bayrak üç eşit boyutta şeritten oluşur. Bunu soldan en uç noktası bayrağı ortalayacak şekilde duran bir ikizkenar üçgen tamamlar. Bayrak Batı Sahra ve Ürdün'ün bayraklarına çok benzer.


Günümüzde de kullanılan bu bayrak Arabın Osmanlı'ya ve Türk'e karşı açtığı isyanın simgesidir. Arap isyanı öncesinde Mark Sykes
tarafından çizilmiştir. Geçmişte İngiltere'nin taşeronu konumunda olan bu soysuzlara karşı her daim uyanık olmak gerekmektedir! Günümüzde bu bayrağın altında ümmetçilik naraları atanlar, insanlıktan yardımdan bahsedenler unutmamalıdırlar ki geçmişte bizi bölmeye çalışan güçler günümüzde de tam gaz faaliyetlerine devam etmektedirler.!!!


*** Konuyu arşivinde saklamak isteyecekler için indirme köprüsü:

RapidShare: 1-CLICK Web hosting - Easy Filehosting

Rar şifresi: www.turania.net

Konu öylesine tarafından (7. June 2010 Saat 13:28 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 7. June 2010, 15:22
Tonyukuk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Yönetici / Administrator
 
Üyelik tarihi: Aug 2009
İletiler: 2.341
Standart

Aydınlatıcı bir yazı olmuş bu yüzden yazıdaki, çoğunluğu Türkçe karakter kullanmamaktan doğan yazım hatalarını düzelttim ve paragraf düzenlemelerini yaptım. Yazının bütünlüğünü bozmaması için kaynakçaları gösteren dipnotları yazının sonuna topladım.
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 7. June 2010, 16:48
Börü Kam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Otağ Üyesi / Forum Member
 
Üyelik tarihi: Oct 2009
İletiler: 1.124
Standart

Bu aydınlatıcı ve öğretici çalışmasından ötürü, Alarçin kardeşimi kutlarım. Sağolsun!
Alıntı:
Alarçin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
I. DÜNYA HARBİ SIRASINDA SERİF HÜSEYİN’İN SİYASİ FAALİYETLERİ
Şerif Hüseyin denen İngiliz uşağı hainin melanetlerini otağımızın:

http://www.turania.net/turkiye-gundemi/4199-gazze-ye-insani-yardim-gemileri-3.html#post15278

İlişiminde bulunan iletimde anlatmıştım.
Alıntı:
Alarçin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Şerif Hüseyin’in bağımsız Arap Krallığı kurmak ve Hilafet’inde Padişah’tan alınması hususunda, İngiltere’nin kendisine yardım etme isteğini İngiltere kabul edince münasebetler başlamıştır.
Bu sürecin adı: Arap İhanetidir.
Bizim(!) insaftan ve insanlıktan nasipsiz siyasal İslamcılar, Arapların 1. Dünya Savaşı öncesi İngilizlerle işbirliği yaparak Türklere ihanet etmediklerini, Şerif Hüseyin'in bir istisna(!) olduğunu söylerler.
Buna delil olarak da bazı kabile reislerinin Türklerin yanında yer aldığını ileri sürerler.
Bu mantığa göre Türk Milletine ve devletine karşı isyan ve ihanet bayrağı açmış kürt soysuzları da aklanmaktadır.
Bu münafık siyasal İslamcı takımı için suç işleyen ve ihanet eden şayet Müslüman’sa(!) suçun büyüklüğü, küçüklüğü, nevi, muhtevası önemli değildir.
Bir kılıf bulunur ve bu suç ve ihanetler örtbas edilir.
Öyle de yapılmaktadır.

1. Dünya Savaşı öncesi bazı Arap kabilelerinin Osmanlının yanında yer aldığı doğrudur. Ancak bu yer alma ilk başlarda isyancıların muvaffak olamayacağı kanaati ve isyancılarla aralarında bir takım nüfuz ve çıkar çatışmaları olması nedeniyledir.
Sonuçta hepsi İngiliz postalını öpmüş ve Arap çölleri, Tanrı'nın rahmet olarak vermeyi esirgediği yağmur yerine, Türk kanıyla sulanmıştır.

Hilafeti Osmanlıdan almak amacıyla İngiliz işbirliğiyle başlayan ve Osmanlının Sevr’i imzalamasıyla tamamlanan sürecin adı: hiç bir tartışma ve şüpheye yer olmaksızın, Arap İhanetidir.
Şerif Hüseyin hilafeti alacakmış ta hilafet çok mu işine yarayacakmış?
Oysaki 1. Dünya Savaşında Osmanlı sultanı aynı zamanda halifedir.
Halife sıfatıyla bütün Müslümanlara çağrı yaparak bu savaşın haçlı batıya karşı din savaşı olduğunu ve bu nedenle de hilafet ordusuna katılmalarını istemiş ama bu çağrıya aldırış eden olmamıştır.
Halifenin bu savaşı haçlı batıya karşı verilen din savaşı olarak tanımlamasına rağmen Müslüman Osmanlıya karşı savaşan İngiliz ordusunda 800.000 (yanlış okumadınız sekiz yüz bin) tane Müslüman(!) bulunmaktaydı.
Kim, hangi hilafetten bahsediyor?
Bunların hepsi, ihanete kılıf aramaktan başka bir şey değildir.
Yeri gelmişken anlatmadan geçemeyeceğim.
Benim yakın bir arkadaşım var.
Adına Bolat Şaman deriz.
Lafı konuşunca "kitabın göbeğinden" konuşan birisidir.
Ben arkadaş sohbetlerinde Arap-Türk ilişkileri ve sonuçlarıyla ilgili işin tarihi sürecine değindiğimde, hemen bana itiraz eder ve der ki:
"Baba Allah'ını seversen bırak şu Arapların, ilmi ve tarihi yönden, bize yaptıklarını anlatmayı.
Bunlar öyle bir rezil ve hain millet ki, Allah bunlara haftada bir peygamber göndermiş, ama bunlar yine de, adam olmamışlar!"
Evet, lafın kestirmeden ve doğrusunu, bizim Bolat Şaman kardeşimiz söylemekte.
Sayısız peygambere rağmen bir türlü adam olmamış Araplara hilafet ne kazandıracak ki?
Hilafet ellerindeyken bu gücü Peygamberin çocuklarını hain ve hunharca katletme aracı yapmamışlar mıydı?
Yine hilafet ellerindeyken Arap olmayan Müslümanlara "mevali" "köle" olarak muamele etmemişler miydi?

Yani eşeğe altından semer vursan o yine de bir eşektir.
Alıntı:
Alarçin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Günümüzde de kullanılan bu bayrak Arabın Osmanlı'ya ve Türk'e karşı açtığı isyanın simgesidir. Arap isyanı öncesindeMark Sykes tarafından çizilmiştir.
İşte hürriyet mücahidi(!) Filistinlilerin onuru bundan ibaret.
Bayraklarını(!) bile elin gâvuru çizmiş.
Dahasını söylemeye gerek yok!
Bu Arapofil mankurtlara kapak olsun!
Alıntı:
Alarçin Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Günümüzde bu bayrağın altında ümmetçilik naraları atanlar, insanlıktan yardımdan bahsedenler unutmamalıdırlar ki geçmişte bizi bölmeye çalışan güçler günümüzde de tam gaz faaliyetlerine devam etmektedirler.!!!
Bu ümmetçilerin derdi zaten laik cumhuriyeti yıkmak ve Türklüğün en büyük kalesini parçalamaktır.
Gayeleri bu olduğundan, taşıdıkları Arap paçavraları, amaçlarıyla örtüşmektedir.

TTK.
__________________
İTİN SAHİBİ VARSA; BOZKURT'UN DA TANRISI VAR!
TÜRK IRKI SAĞOLSUN..!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
1916 , arap , bayrağının , filistin , hikayesi , İsyanı


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:21.


Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
vBSEO 3.0.1 Cebe Noyan
Turania.Net & Com