 |

13. April 2010, 16:58
|
 |
Denetçi / Moderator
|
|
Üyelik tarihi: Sep 2009
Bulunduğu yer: Trabzon/Turan
İletiler: 1.488
|
|
Türkçenin Yabancı Dillerdeki On Binlerce Kelimesi
Türkçenin Yabancı Dillerdeki On Binlerce Kelimesi
Dil meselesi tartışılırken bir gerçek her zaman göz ardı edilmiştir. Bu, Türkçenin başka dillerde olan on binlerce kelimesinin hiç akla dahi getirilmemesidir. Moğolca, Urduca gibi artık epey uzakta kalmış diller ile Farsça, Ermenice, Gürcüce gibi Önasya dilleri, Yunanca, Bulgarca, Makedonca, Arnavutça, Romence, Sırpça-Hırvatça, Macarca ve hatta Rusça gibi Balkan, Orta ve Kuzey Avrupa dillerinde on binlerce Türkçe kelime vardır. Türkçe sadece sözlükleri etkilemekle kalmamış, bütün Balkan dillerinin morfoloji ve sentaksını da etkilemiştir.
Sırp-Hırvatçadaki Türkçe kelimeler
Abdullah Skaljiç, Sırp-Hırvat Dilinde Türkçe Kelimeler (Turcizmu u srpskohrvatskom jeziku) isimli birinci baskısı 1957, ikinci baskısı 1962’de Saraybosnada yapılan eserinde, Türkçeden Sırp-Hırvat diline 8.742 kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir Tabii ki Sırp-Hırvatçadaki Türkçe kelimelerin sayısı bu kadar değildir. Nitekim kitabın ilk baskısında 6.500 kelime yer almıştı (Milan Adamovic, “Tanıtma”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, Ankara 1969, 289. s. vd.).
Macarcadaki Türkçe kelimeler
Alimler Macarcaya geçen Türkçe kelimeleri üç tabaka halinde incelerler. Birincisi Hun-Hazar-Bulgar tabakası, ikincisi Peçenek-Uz-Kuman-Kıpçak tabakası, üçüncüsü ise Osmanlı tabakasıdır.
Osmanlı tabakasını inceleyen Macar alimi Suzanne [Zsuzsa] Kakuk, 16 ve 17. asırlarda Osmanlı dili tarihi araştırmaları, Macar dilinde Osmanlı unsurları ( Budapeşte, 1973 Recherches sur l’histoire de la langue Osmanlie des XVI et XVII siecles, les eléments Osmanlis de la langue Hongroise) isimli eserinde, 16-17. asırlarda Osmanlılar vasıtasıyla Macarcaya 1.382 cins isminin, 402 şahıs adı ve lakabın, 224 yer isminin, toplam 2.008 kelimenin nakledildiğini ortaya koymuştur (Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1973-74, 356 s.).
Kakuk, daha sonraki bir yazısında bunu 1.500’e çıkarmıştır (Zsuzsa Kakuk, “Macar dilinde Osmanlı-Türk unsurları”, Bilimsel Bildiriler 1972, TDK y., Ankara 1975, 209. s. vd.). (Bayan Kakuk, 1960’da Çindeki Salar Türklerini ziyaret ederek metinler derlemiştir. Bu metinler Textes Salars, Acta Orientala, c. xııı, fas. 1-2, Budapest 1961’de yayımlanmıştır). Kakuk, 13 ağustos 1925’te Macaristanın Heves şehrinin Nagytalya köyünde doğmuştur.
Türkçenin tesiri sadece kelime vermekle kalmamış, bazı şairler Türkçe şiir bile söylemişlerdir. Mesela ilk büyük Macar şairi sayılan Balint Balassa 1552-56 arasında bir çok Türkçe şiiri Macarcaya çevirmiş, kendisi de Türkçe şiir yazmıştır.
Macar kelimesi Manysi ve Türkçe eri (Manysi+eri) kelimelerinden meydana gelir ki, yarı yarıya Türkçedir (Laszlo Rasonyi, Tarihte Türklük, TKAE y., Ankara 1971, 119. s.). Macarlara sadece kendileri ve biz Türkler Macar deriz. Öbür milletlerin verdiği Hungarya adı da tamamiyle Türkçedir. Hungarya (Hungaria) çoklarının sandığı gibi Hun kelimesinden değil, Türkçe Onoğur kelimesinden gelir. Baştaki h türeme bir sestir. Kelime Hundan gelse sonraki gar unsurunu açıklamak mümkün olmazdı). Macarlar Onoğur Bulgarlarıyla yakın münasebette bulundukları için Bizanslılar ve diğer halklar onları bu kelimeyle isimlendirip yaşadıkları ülkeye de Türkiye demişlerdir (Onoğur kelimesi Osmanlılarca az da olsa Engürüs veya Üngürüs şeklinde kullanılmıştır).
Hatırlanacağı üzere Macaristan haricinde tarihte Türkiye ismini alan veya Türkiye ismi verilen bir çok ülke ve bölge vardır: Göktürk, Hazar, Anadolu Selçuklu, Mısır (Memlük devrinde) ve Türkistan coğrafyaları tarihte Türkiye olarak anılmıştır. Lakin devlet adı olarak Göktürkler, Mısır Memlükleri ve Türkiye Cumhuriyetinden başka Türkiye isimli Türk devleti yoktur. Yalnız Orta Asya coğrafyası son bin yıldır Türkistan adıyla tanınmaktadır.
Macar alimleri Türklük bilimi sahasında en çok çalışan alimlerdir. Zaten Türk bilimi sahasında Hıristiyan milletlerden iyi niyetle çalışan sadece Macar bilginleridir. Bunlara Bosna Hersekli ve Güneydoğu Asyalıları da ilave edebiliriz (Pakistan, Malezya vs). Türklükle ilgilenen diğer bilim adamlarının bilim sıfatı sadece mesleklerinde olup esas amaçları Türk kültür ve medeniyetini başka köklere, bilhassa Çin, Hint, İran, Moğol, Arap ve sair kaynakla bağlamaktır.
Romencedeki Türkçe kelimeler
Aslen bir Gökoğuz Türkü olan Mihail Guboğlu bir makalesinde, Romen diline geçen Türkçe kelimeler üzerine çalışan Romen ve yabancı bilim adamlarının eserleri hakkında geniş bilgi vermiş, Romen dilinde mevcut 3.000 Türkçe kelimenin daha iyi araştırılması gerektiğini belirtmiştir (M. Guboğlu, “Rumanya Türkolojisi ve Rumen dilinde Türk sözleri hakkında bazı araştırmalar”, 11. Türk Dil Kurultayında Okunan Bilimsel Bildirilir 1966, Ankara 1968, 271. s.).
Kerim Altay isimli Türk asıllı Romanyalı bir bilim adamı da, 1925-87 arasında çıkan 4 Romence sözlükte yaptığı araştırmada 1.700 Türkçe kelime saymış, daha dikkatli bir araştırmayla bunun 2.000’i aşacağını söylemiştir (Kerim Altay, Türkçeden Romenceye giren sözler-Romencedeki Türkçe kelimeler”, Erciyes, Nisan 1996, 220. sayı, 1. s.).
Bulgarcadaki Türkçe kelimeler
Türker Acaroğlu, Bulgaristanda Osmanlı Türklerinden kalma 5.000 Türkçe yer adının olduğunu yazmaktadır (M. Türker Acaroğlu, Bulgaristanda Türkçe Yer Adları Kılavuzu, Ankara 1988, 42, 75 ve 383. s.). Bulgarcadan Türkçeye giren sözler ise yalnızca bir kaç tanedir ki bunların en çok kullanılanı çete kelimesidir. Bu da Bulgarların çetecilikte nam salmasından ileri gelmiştir. Ayrıca gocuk, kuluçka, kosa (uzun saplı bir tırpan), ıştır (yaban pazısı) gibi bir iki söz daha vardır. Son ikisi ağızlarda kullanılır (Hasan Eren, “Bulgarlar ve Türk dili”, Bulgaristanda Türk Varlığı, TTK, Ankara 1985, 9. s.).
Yaşar Yücel, Bulgar Bilimler Akademisi Bulgar Dili Enstitüsünce yayımlanan Bulgar Dilindeki Yabancı Kelimeler Sözlüğü (1982) ile Bulgarca Sözlüğün 3. baskısını tarayarak Bulgarcada 2.557 Türkçe kelimenin olduğunu tespitlemiştir. -ci, -li, -lik gibi Türkçe ekler de Bulgarcaya geçen lisan unsurları arasındadır (Yaşar Yücel, “Bulgarcaya Türkçeden ve Türklerden geçen sözcükler”, Belleten, ağustos 1991, 213. sayı, 529-562. s.).
Tabii ki bu, eksik bir çalışmadır. Hakikatte başta Bulgar ve Balkan kelimeleri olmak üzere Bulgarların dilinde aslında on binden fazla Türkçe kelime vardır. Durum Makedonca için de aynıdır.
Melih Cevdet Anday seyahatlerini anlattığı bir eserinde şöyle bir fıkra nakletmektedir:
“Bir Bulgar bir Yugoslava sormuş:
‘-Sizin dilinizde çok Türkçe sözcük var mı?’
Yugoslav Türkçe olarak:
‘-Yok be kardeşim’ demiş.
Bu soru bir Macara sorulsa ‘şok van’ karşılığı alınırdı ki, ‘çok var’ demektir.” (Melih Cevdet Anday, Sovyet Rusya, Azerbaycan, Özbekistan, Bulgaristan, Macaristan, Gerçek y., İstanbul 1965, 143. s.).
Bu misalin bir benzerini Süreyya Yusuf da nakletmektedir (Süreyya Yusuf, “İvo Andriç’te Türkçe sözcükler”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1969, 287. s.).
Rusçadaki Türkçe kelimeler
Nikolay Aleksandroviç Baskakov Türk Kökenli Rus Soyadları (1979) isimli çalışmasında 300 Türkçe kökenli Rus soyadını etraflıca incelemiştir.Baskakovun eseri Türkçeye tercüme edilmiştir (N.A. Baskakov, çev. Samir Kâzımoğlu, Türk Kökenli Rus Soyadları, Ankara 1997, 234 s.).Tatar alimi A.H. Halikov da Rus Tanınan 500 Bulgar-Tatar-Türk Asıllı Sülale isimli eserinde bugün Rusçada kullanılan 500 soy adını tesbit ederek bir kitap halinde yayımlamıştır (A. H. Halikov, çev. Mustafa Öner, Rus Tanınan 500 Bulgar-Tatar-Türk Asıllı Sülale, TDAV y., İstanbul 1995). Bunların hepsi aslen Türk-Tatar asıllı olup içlerinden alimler, yazarlar, diplomatlar, bilim ve devlet adamları çıkmıştır. Mesela Yeltsin (Türkçe elçi kelimesinden gelir) bunlardan biridir. Zaten “Rusu kazısan altından Tatar (Türk) çıkar” sözü herkesçe bilinen bir sözdür.
Tabii bunlar özel isimlerdir. Rusçada Türkçeden alınma sözlerin bir listesi henüz yapılmamıştır. Bu yapıldığında Rusçada 10 bin civarında Türkçe kelimenin bulunduğu katiyetle açığa çıkacaktır.
Kerim Altay, Rusçadaki Türkçe sözlerin sayısının da şimdilik 2.000 olarak tesbit edildiğini bildirmiştir.
Farsçadaki Türkçe sözler
Farsça yabancı kelimelerin çok olduğu bir dildir ve bu dilde binlerce Türkçe kelime vardır. 1942’de Fuad Köprülü yazdığı bir makalede Farsçadaki Türkçe kelimelere dikkati çekmiş, 280 Türkçe kelime tesbit etmiştir (Fuad Köprülü, “Yeni Fariside Türkçe unsurlar”, Türkiyat mecmuası, 1942-45, 7-8, sayı, 1-6.).
Alman alimi Gerhard Doerfer, Farsçanın yüzde seksenini Arapça kelimelerin oluşturduğunu, lakin bu yüzden Farsçanın bir Sami dili sayılamayacağını söyler. F. K. Timurtaş da Farsçadaki Arapça kelimelerin Farsçadan fazla olduğunu kaydeder (F. K. Timurtaş, Osmanlıca Grameri, İstanbul 1964, 248. s.).
Doerfer, Yeni Farsçada Türkçe ve Moğolca Unsurlar (Turkische und Mongolische elemente im Neupersischen, Wiesbaden, 1963, 1965, 1967, 1975) isimli 4 ciltlik eserinde bunlardan binlercesini tesbit etmiştir.
Doerfer’in kitabının 1. cildi Moğolca kelimelere ayrılmıştır. Burada Farsçaya giren 409 Moğolca söz yer almaktadır. 2, 3 ve 4. ciltler ise Farsçadaki Türkçe kelimelere ayrılmıştır. Burada da 2.000’e yakın Türkçe kelimeye yer verilmiştir. Ne yazık ki 4 ciltlik bu eser halen Türkçeye tercüme edilmeyi beklemektedir.
Arapçadaki Türkçe sözler
Türkçe en çok etkilendiği dil olan Arapçaya da binlerce kelime vermiştir. Cezayirli bir bilim adamı olan Mohammed ben Cheneb, 1922’de yaptığı “Cezayir konuşma dilinde muhafaza edilen Türkçe ve Türkçe aracılığı ile gelen Farsça kelimeler” adlı araştırmasında (Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1966, 157-213. s.) isimli çalışmasında Cezayir Arapçasında 634 Türkçe kelime tesbit etmiştir.
Bu kelimelerin 72’si askerî, 31’i denizcilik, 39’u besin maddelerine ait kelimeler, 59’u alet ve kap kacak kelimeleri, 55‘i giyecek, 65’i sanatlarla alakalı, 313’ü ise çeşitli sahalara ait kelimelerdir. Cheneb, Türkçe özel adları çalışmasına dahil etmemiştir.
Ahmet Ateş, Cheneb’den müstakil olarak yaptığı bir araştırmada Arap edebî dilinde 539 Türkçe kelime tesbit etmiştir. Ateş Türkçe örnek kelimesinin dahi urnîk şeklinde ve “örnek, model, şekil” manasında Arapçaya geçtiğini de (çoğulu arânîk) kaydetmiştir (Ahmet Ateş, “Arapça yazı dilinde Türkçe kelimeler üzerine bir deneme”, Türk Kültürü Araştırmaları, 1965, 2. yıl, 1-2. sayı, 5-25. s.).
Hüseyin Ali Mahfuz, Bağdad Arapçasındaki 500 Türkçe kelimenin listesini yayımlamıştır (Ahmet Ateş, “Arapça yazı dilinde Türkçe kelimeler, 10. yüzyıla kadar”, Reşit Rahmeti Arat İçin, Ankara 1966, 26. s.).
Erich Prokosch adında bir Alman alimi de Sudan Arapçasına 259 Türkçe kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir. Bunların içinde ağa, balta, baklava, basma, bastırma, başıbozuk, binbaşı, birinci, bohça, boru, bölük, burma, burgu, damga, demir, doğru, dolap, dondurma, cebehana, çizme, gümrük, hekimbaşı, kanca, karakol, kavun, kavurma, kazan, kılavuz, kışlak, orta, sancak, şiş, tabur, temelli, topçu, yüzbaşı gibi kelimelerle –cı eki de vardır (Erich Prokosch, Osmanisches Wortgut in Sudan-Arabischen [Sudan Arapçasında Osmanlı Kelimeleri], Klaus Schwarz verlag, Berlin 1983, 75 s.).
Son zamanlarda bu mevzuda çalışan Bedrettin Aytaç, Arap Lehçelerindeki Türkçe Kelimeler (İstanbul 1994) isimli eserinde Arapçaya şimdilik 941 kelimenin geçtiğini meydana koymuştur (Bedrettin Aytaç, Arap Lehçelerinde Türkçe Kelimeler, TDAV y., İstanbul 1994, 159 s.).
Aytacın çalışmasında Arapçaya geçen kelimelerin 179’unun meslek ismi, 75’inin yiyecek içecek ismi, 97’sinin çeşitli sıfatlar, 45’inin askerlikle ilgili kelimeler, 24’ünün özel isim, lakap ve unvan, 40’ının mekân ismi, 89’unun araç gereç ismi, 15’inin fiil, 52’sinin giyim kuşam ve dokumacılıkla ilgili isimler, 8’inin akrabalıkla, 6’sının madenlerle, 7’sinin hayvanlarla ilgili olduğu görülmektedir. (Toplamı 657’dir). Geri kalan 284’ü sair isimlerdir. Bunların içinde çavuş (çaviş veya şaviş şeklinde), topçu gibi çok kullanılan kelimelerle beraber, çapçak (kulplu ve madeni bir kap, eski Türkçede çamçak) ile sagu (ağıt), sagucu (ağıtçı) gibi günümüz lisanında kullanılmayan eski Türkçe kelimeler bile vardır.
Arnavutçadaki Türkçe kelimeler
Arnavutçadaki Türkçe kelimelerin sayısı 5 ila 10.000 bin arasındadır. Bu mevzuda da yapılmış bir çalışma yoktur.
Yunancadaki Türkçe kelimeler
Yunancada 5.000 ila 7.000 civarında Türkçe kelimenin olduğu tahmin edilmektedir. Yunanlılarda Türk kompleksi olduğu için Yunan ilim adamları her hangi bir çalışma yürütmemişlerdir.
Ermenicedeki Türkçe kelimeler
Ermenilerin henüz Türk kompleksine sahip olmadıkları bir zamanda 1902’de H. Açaryan isimli bir Ermeni, Türkçeden Ermeniceye 4.200 (dört bin iki yüz) kelimenin geçtiğini tesbit etmiştir (Hasan Eren, “Türkçedeki Ermenice alıntılar üzerine”, Türk Dili, ağustos 1995, 524. sayı, 862. s). Hatta bu tesir o derecededir ki, Türkçenin etkisiyle Ermeni dili yapı ve sentaksını (söz dizimini) dahi değiştirmiştir (Bahtiyar Vahabzade, haz. Yusuf Gedikli, Ömürden Sayfalar, Ötüken n., İstanbul 2000, 196-197. s.).
Robert Dankoff, yukarıdaki rakama ilave olarak Ermeni diyeleklerinde 150 Türkçe sözün varlığını tesbit etmiştir. Halbuki Türk yazı dilindeki Ermenice kelimeler, sadece 5-10 tanedir (Hasan Eren, “Türkçedeki Ermenice alıntılar üzerine”, 903-904. s.).
Ancak bu bir asır evvel yapılmış eksik bir çalışmadır. Ermenicedeki Türkçe kelimelerin sayısı 10 binden az değildir. Sadece şu kadarını belirtelim ki Türk kamu oyunda çok yaygın olan örnek kelimesinin Ermenice olduğu inanışı yanlıştır. Örnek batı Türklerinden doğudaki Altaylılara, Doğu Türkistanlılardan Tatarlara kadar bütün Türk lehçelerinde mevcuttur (Örnek hakkındaki yazımız için Türk Dilinin eylül 2003 tarihli sayısına bakılabilir).
Netice
Türkçe eski, köklü, zengin, yaygın ve çok konuşulan bir dildir. Tarih boyunca bir çok lisan ve halkla alış veriş içinde olmuştur. Hem kelime almış, fakat aldığından ziyadesini vermiştir (Sanırız aldığından az verdiği diller Arapça, Farsça ve Fransızcadır. Geri kalan bütün dillere aldığından fazlasını vermiştir).
Lakin Türkçenin yabancı lisanlara etkisi henüz gerektiği kadar araştırılıp incelenmemiştir. Bilhassa Arnavutça, Yunanca, Ermenice ve hatta Gürcücedeki Türkçe kelimelerin bir an evvel araştırılması gerekmektedir. Tabii ki bu, herkesten evvel bize düşen mühim ve kutsal bir vazifedir.
Aynı vazife Kafkas dilleri, Moğolca, Çince, Korece, Urduca için de variddir. Urduca zaten Türkçe ordu kelimesinden gelmektedir. Binlerce kelime verdiğimiz bir dildir.
1. Türk Dili Kurultayını açarken, “Öyle bir Türkçe yapalım ki bunu Kaşgardaki Türk de konuşsun, anlasın; Baküdeki, Türkiyedeki de” diyen Atatürkün emrini yerine getirmek için var gücümüzle çalışmamız gerekiyor (Hasan Eren, “Dilde birlik”, Bilimsel Bildiriler 1972, 159. s.).
Dr. Yusuf Gedikli
__________________
Türk oğlu Türk kızı öleceksin !
Gökkurt tekrar dirilmedikçe,
Tanrı dağlarında gezmedikçe,
Kanlı İtil ırmağından su içmedikçe,
Bozkurt, Ulusuna tekrar yol göstermedikçe,
Türk Başbuğ'u, Yabgusu, Hakan'ı
Ötüken Ormanında tekrar oturmadıkça,
Akdoğanların yurdu Köğmen dağları aşılmadıkça,
Uluğ Altaylardaki Demir dağ delinmedikçe,
|

13. April 2010, 18:55
|
 |
Otağ Üyesi / Forum Member
|
|
Üyelik tarihi: Oct 2009
İletiler: 1.129
|
|
Türkçe dişi karekterli ve doğurgan bir dil olması sebebiyle, kendiliğinden üreyen ve her gün yeni ses, kelime ve anlamlar kazanarak zenginleşen bir dildir.
Türkçenin bu özelliği başka hiç bir dilde yoktur.
Bir kelime birden çok anlam taşırken, bir şeyi karşılayan birden çok kelime olması gibi özellikler çoğu dillerde yokken, olanlarda da çok kısırdır. Yani, Türkçedeki bu zenginlik, diğer dillerde bulunmamaktadır.
Öte yandan hiç bir dilin Türkçe kadar lehçesi ve lehçelerinin de, Türkçedeki kadar, ağız ve şivesi yoktur.
Yine Türkçe yazıldığı gibi okunurken, yazıldığı gibi konuşulmayan bir özelliğe daha sahiptir.
Türkçemizin hemen bütün dünya dillerine yerleşmiş olan sayısız kelimesi vardır.
Dünya diilerindeki Türkçe kökenli kelimelerin çokluğu sadece Türklerin temas ettiği coğrafyaların büyüklüğünden kaynaklanmamaktadır.
Bu nedene ilaveten ve daha önemli nedenler:
Türk dilinin dişi ve doğurgan olması,
Yeni buluşlara çok kolay ve çabuklukla Türkçe kelimelerin bulunabilmesi,
Köken olarak Türkçe kelimeler arasında doğrudan ve dolaylı bağların olması,
Türklerin kültür ve uygarlıkta dünya milletlerine öncülük etmeleri
Türk bilim, fen, sanat ve fikir adamlarının insanlık tarihi boyunca hep üst basamaklarda yer almaları,
Dünyanın en büyük coğrafyasında konuşuluyor olması. Çünkü Çin seddinden İber yarımadasına kadar her karış yerde Türkçe konuşan topluluklar vardır.
Her ne kadar şu an Türk devletleri olması gerektiği yerde değiller ama, tarihin her devresinde Türkler, dünyaya yön verecek güç ve kuvvete sahip olmuşlar, dünya tarihinin kaydettiği en büyük devletleri kurup, dünya yüzölçümünün 3/5 lik kısmına hükmedebilmişlerdir.
En az 7-10 bin yıldır bulunduğumuz Batı Türkili (Anadolu) coğrafyasında kesintisiz olarak 1000 yıl kalabilmeyi başarmış tek millet de Türklerdir.
Medeniyetler mezarlığı olarak tanımlanan bu coğrafyada bu kadar uzun süre ve kesintisizce kalabilmek, sadece askeri güçle değil, kültür ve uygarlıkta da üstünlükle ancak sağlanabilecek başarıdır.
Batı Türkilinde kurduğumuz Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin Türkçeyi devletin resmi dili yapmamaları gibi bir talihsizlik önce Arapçayı yükseltmiş ve sonrada İngilizce gibi güdük bir dilin, sözümona, dünya dili olması gibi garabet bir sonucu doğurmuştur.
Dünya dili olma hakkına ve özelliklerine sahip tek dil TÜRKÇE'dir.
Ne yazıkk ki dilin doğurganlığı, zenginlik ve büyüklüğü dünya dili olmaya yetmiyor. Bunla ilaveten Türk devletinin ve milletin de; ekonomide, ilimde, sanatta, fende, teknoloji ve çağdaş bilimlerde dünya milletlerinden daha ileri ve yüksekte olması gereklidir.
"Öyle bir Türkçe yapalım ki bunu Kaşgardaki Türk de konuşsun, anlasın; Baküdeki, Türkiyedeki de”
diye haykıran Kutlu Başbuğ Atatürk Türk Milletinin en büyük şansıdır.
İnanıyor ve ümit ediyorum ki, Türk Milleti, Başbuğ Atatürk'ün açtığı kutlu yolda yürüyerek; tez günde, dünyanın en büyük ve güçlü devleti ve milleti olma ünvanını, yeniden, elde edecektir.
Buna Tarih tanıktır!
Çünkü Türk çocukları; ihtiyaç duyulan güç ve kudreti damarlarındaki asil kanda taşıyorlar.
Türk demek, Türkçe demektir!
Her Türk; dünyanın en güzel ve en zengin dili olan Türkçemizi, gerek yazı ve gerekse konuşmasında, özenle kullanmalı, özentiliğin ve aşağılık kompleksinin en belirgin işareti olan, yabancı kelimeler kullanmaktan kaçınmalıdır.
Unutmayınız ki Türkçe ile anlatılamayan bir şey, başka hiç bir dille anlatılamaz !!!
Ağzımızda; anamızın ak sütü gibi, temiz ve helâl TÜRKÇEMİZ olsun...
TTK.
__________________
İTİN SAHİBİ VARSA; BOZKURT'UN DA TANRISI VAR! TÜRK IRKI SAĞOLSUN..!
|

14. April 2010, 03:00
|
 |
Yönetici / Administrator
|
|
Üyelik tarihi: Aug 2009
Bulunduğu yer: Schytia
İletiler: 1.149
|
|
Alıntı:
Maveraünnehir Nickli Üyeden Alıntı
Macar alimleri Türklük bilimi sahasında en çok çalışan alimlerdir. Zaten Türk bilimi sahasında Hıristiyan milletlerden iyi niyetle çalışan sadece Macar bilginleridir. Bunlara Bosna Hersekli ve Güneydoğu Asyalıları da ilave edebiliriz (Pakistan, Malezya vs). Türklükle ilgilenen diğer bilim adamlarının bilim sıfatı sadece mesleklerinde olup esas amaçları Türk kültür ve medeniyetini başka köklere, bilhassa Çin, Hint, İran, Moğol, Arap ve sair kaynakla bağlamaktır.
|
İşte, anlatabilmek için ne zamandır çırpındığım konu!
Kıta Avrupalısı Bilim İnsanları'nın bu ''bilim insanlığı'', sadece sözdedir.
Bu kişilerin kaleme aldıkları kitaplar, aman aman bir çalışmanın ürünü olmadıkları gibi, gerekli çalışmalardan çok önce ve kendilerinin kafalarında zaten hazırdır. İşin, ''araştırma'' denilen boyutu da, zihinlerde zaten hazır bulunan(yani çoktan yazılan) kitaba, gerçeklerin uydurulması çalışmasıdır.
Sosyo-politik bütün sermayesi, düşünsel kökleri Afrika'da olan Helen'e ve kültürel birikiminin bütünü de, Haçlı Seferleri'yle Asya'dan(yani Asyalılar'dan) aldıklarına(çaldıklarına) dayanan ve pantolon giymeyi dahi dedemden öğrenen Avrupalı'nın, Türkleri Moğol ve Türk Kültürü'nü de Çin, Arap, Yunan... kaynaklı göstermesi doğaldır fakat Türklerin ve hatta Türkçülerin buna ses çıkarmamasını anlamak mümkün değil.
Türklerin Moğol olmadıklarını söylüyorum ve buna da bir yığın delil gösteriyorum ve ''bazılarından'', şu Avrupa merağınızı anlayamıyorum yanıtını alıyorum! Asyalı olmak için, sanki Moğol olma şartı var!
Foruma felsefe bölümü ekliyorum ve bu kez de, felsefe isteyen, felsefe forumuna gitsin diyor ''bazı'' süper zekalar! Felsefeye katkı koymak ve hatta felsefeyle ilgilenmek için de, belli ki Helen olmak şartmış!
Asyalılığı Moğol'un, sosyo-kültürel unsurları da Helen'in tekeline terkediverdik yani! Daha da Türkçeleştirelim şunu: Hayata bakışımız ve onu yorumlayışımız ve hatta kendimize dair fikirlerimiz, tam da Türkofobi cenderesinde kıvranan Hristiyan Avrupalı gibi oldurulmuş meğer!
Sağda solda(ve hatta ''Türkçü'' forumlarda) hâlâ duyduğum/okuduğum iddiaların sahipleri, doğru diye ezberledikleri bazı şeylerin patent sahiplerine göre İskitlerin Fars, Türkiye, Güney Azerbaycan, Balkan, Kıbrıs ve Azerbaycan Türkü'nün ''kırma'' ve Atatürk'ün de Arnavut olduğunu acaba biliyorlar mı?
Taş Devri'nden kalma yanlı ve dahi önyargılı sözde bilimsel araştırmaları, şöminede yakmanın zamanı artık geçmek üzere(Gazi Başbuğ'un ömrü, bu işe ne yazık ki yetmemiş). Bu işe de, bence önce İskitlerin ve R1a DNA işaretleyicisinin, Hint-Avrupalı Topluluklara yamanmasına bir son vermekle başlamalı(dergimizde İskitlerin üzerinde bu denli durma nedenim de zaten bu).
Bize yeni araştırmacılar ve yepyeni araştırmalar lâzım. Bazı şeyleri gün ışığına çıkarmak için değil haa; gün ışığından kaçırılanları, karanlığın beslemelerinin ellerinden almak için.
__________________
''6 Kaan yılı, Zak ayı II Maluk günü başlayan korkunç yer sarsıntısı, 13 Şuen'e kadar devam etti. Mu kıtası felakete kurban gitti. Mu ülkesi iki kere kalktıktan sonra bir gece çöktü, üstünü sular kapladı. Toprak birkaç defa havaya kalktı ve oturdu. Felaket, 64 milyon insanın ölümüne sebep oldu.''
Mu, Zak ayının 13. cuma günü batmıştı. O günden sonra insanlar 13'ün uğursuzluğuna inandı.
Theotihuacan Palenk Mabedi Piramidi, Meksika
A calling from way down deep inside of the identity...
|

4. June 2010, 15:54
|
 |
Yönetici / Teknik Sorumlu
|
|
Üyelik tarihi: Aug 2009
Bulunduğu yer: Büyük Turan Birliği
İletiler: 3.321
|
|
Türkçe Dünyaya Kaç Kelime Verdi?
Türk Dil Kurumu'nun, yabancı dillere geçen sözcüklerden oluşturduğu sözlükte yaklaşık 8 bin 500 madde bulunacak. Türk Dil Kurumu, Türkçeden diğer dillere geçen sözcükleri "Türkçe Verintiler Sözlüğü" adıyla bir araya getirerek yayımlamaya hazırlanıyor. Beykent Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Günay Karaağaç'ın 10 yıllık çalışması sonucunda hazırlanan sözlüğe göre, Türkçe, aralarında Çince, İngilizce, Ermenice, Rumence, Yunancanın da bulunduğu çok sayıda dile 20 bini aşkın sözcük verdi.
TDK Danışmanı Prof. Dr. Recep Toparlı, şimdiye kadar Türkçeye Arapça ve Farsça gibi dillerden geçen sözcüklerin kitaplaştırıldığını, böyle bir çalışmanın ilk kez yapıldığını belirterek, kitabın önümüzdeki aylarda basılacağını söyledi. Çalışmayı yapan Karaağaç'a göre ise dünyada bir dilden başka dillere giden sözcükleri bir araya getiren başka bir sözlük yok. Türkçe'nin imparatorluk dili olmasının, çok sayıda komşu ülkeye sözcük vermesine neden olduğunu belirten Karağaaç, "Kitapta 8 bin 500 madde var. Tek tek sözcük olarak değerlendirdiğimizde ise 20 binden fazla sözcük var" dedi.
Köşkten babaya
Türkçenin diğer dillere verdiği bazı sözcükler ve anlamları şöyle:
ABA (Yünden yapılan kumaş):
Rusça.: abá "kalın ipten gevşek dokunmuş kumaş"
Ermenice: aba "yünlü kumaştan yapılmış palto"
Sırpça: haba "kalın çuha"
AÇIK
Farsça: açig (ağaçsız ve açık yer, alan)
Rumence: acíc, (üstü örtülü olmayan)
Yunanca: açíh-açiğá (açık açık, açıkça)
çikmaví (açık mavi)
ADA
Bulgarca: adá, adalíya (adalı)
Arnavutça: hadë
BABA
Farsça: baba (baba, saygı değer yaşlı)
Rusça: babá, babáy (büyük baba, dede)
Bulgarca: babá, babó, bóba, babáya, babáyko, bubáyko
BACANAK
Farsça: bacanak
Rusça: bacınak
Yunanca: bacanákis
ÇADIR
Çince: chádié'ér
Urduca: çatr (padişah için kullanılan büyük şemsiye)
Yunanca: çadíri (çadır; dağınık ev veya oda)
ÇAKAL
İtalyanca: sciacallo, jacal, sciacal (avının üzerine atılmağa hazır kimse; dehşet günlerinde vurgunculuk yapan kimse; gösterişli cenaze törenleri düzenleyen kimse)
Fransızca: chacal-chakal
ELÇİ
Çince: é'erqin
İngilizce: elchee
KÖŞK
Farsça: kûsk
Fransızca: kiosque
İngilizce: kiosk, kiosque
Sırpçada 9 bin Türkçe sözcük
Türkçe Verintiler Sözlüğü çalışmasına göre, Türkçeden diğer dillere geçen yaklaşık olarak sözcük sayıları şöyle:
Çince 300
Farsça 3000
Urduca 227
Arapça 2000
Rusça 2500
Ermenice 4260
Ukraynaca 800
Macarca 2000
Rumence 3000
Bulgarca 3500
Sırpça 9000
Çekçe 248
İtalyanca 146
Arnavutça 3000
Yunanca 3000
İngilizce 470
Almanca 166
__________________
Delinse yer; çökse gök; yansa, kül olsa dört yan
Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan.
Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan;
Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz!...
Bu Türkü hala göklerde çınlıyor.
Kürşad ve kırk arkadaşı, aylı kızıl bayrağı bekliyerek hala ufukları gözlüyor...
Ümmetinizin bittiği yerde, Türk'ün Kudreti başlar.
"Niye kaçıyoruz? Çok diye niye korkuyoruz? Azız diye niye kendimizi hor görelim? 'Hücum edelim' dedim. Hücum ettik...Savaştık. Bizdeni iki ucu,
yarısı kadar fazla idi. Tanrı lûtfettiği için, çok diye korkmadık, savaştık. Tarduş şadına kadar kovalayıp dağıttık."
(Bilge Tonyukuk - 2. Taş, Batı Yüzü - 3-4-5-6)
|

30. December 2011, 04:00
|
 |
Denetçi / Moderator
|
|
Üyelik tarihi: Sep 2009
Bulunduğu yer: Trabzon/Turan
İletiler: 1.488
|
|
'' Yeryüzünde hiçbir dil ailesi Türkçe kadar geniş sahalara yayılmış değildir. Afrika'nın kuzey doğu bölgesinden Türkiye'ye Gobi Çölünün içlerine kadar ve Rusyanın güneydoğusundan Sibirya'nın güneyine ve Gobi Çölü'nün içlerine kadar Türkçe konuşan kavimler vardır. Onların büyük bir kısmı, İslamiyeti kabul ettikten sonra diğer milletlerin ve özellikle din kardeşi olan Arap ve Farslar'in etkisi altında kalmışlardır. Bu etkiyi özellikle edebi eserlerde görmek mümkündür. Onlar, yalnız, dillerine uymayan Arap yazısını almakla kalmamış, yazı dillerinden binlerce kelimeyi de alarak öyle bir yazı dili meydana getirmişlerdir ki, bu üzerinde rengarenk her türlü yamalar bulunan bir elbiseye benzetilebilir. Bu yazı dili, doğal olarak Türk halkı için anlaşılamayan bir halkadan ibaret olup, halkın kültür seviyesini yükseltmek yerine, halk kültürünün taze yeşilliği ile beslenemediği için kendi kendini köreltmekteydi. ''
Wilhelm Radloff (1837-1918)
Alman asıllı Rus Türkolog.
__________________
Türk oğlu Türk kızı öleceksin !
Gökkurt tekrar dirilmedikçe,
Tanrı dağlarında gezmedikçe,
Kanlı İtil ırmağından su içmedikçe,
Bozkurt, Ulusuna tekrar yol göstermedikçe,
Türk Başbuğ'u, Yabgusu, Hakan'ı
Ötüken Ormanında tekrar oturmadıkça,
Akdoğanların yurdu Köğmen dağları aşılmadıkça,
Uluğ Altaylardaki Demir dağ delinmedikçe,
|

30. December 2011, 05:18
|
 |
Yönetici / Administrator
|
|
Üyelik tarihi: Aug 2009
Bulunduğu yer: Schytia
İletiler: 1.149
|
|
Alıntı:
Tibaren Nickli Üyeden Alıntı
'' Yeryüzünde hiçbir dil ailesi Türkçe kadar geniş sahalara yayılmış değildir. Afrika'nın kuzey doğu bölgesinden Türkiye'ye Gobi Çölünün içlerine kadar ve Rusyanın güneydoğusundan Sibirya'nın güneyine ve Gobi Çölü'nün içlerine kadar Türkçe konuşan kavimler vardır. Onların büyük bir kısmı, İslamiyeti kabul ettikten sonra diğer milletlerin ve özellikle din kardeşi olan Arap ve Farslar'in etkisi altında kalmışlardır. Bu etkiyi özellikle edebi eserlerde görmek mümkündür. Onlar, yalnız, dillerine uymayan Arap yazısını almakla kalmamış, yazı dillerinden binlerce kelimeyi de alarak öyle bir yazı dili meydana getirmişlerdir ki, bu üzerinde rengarenk her türlü yamalar bulunan bir elbiseye benzetilebilir. Bu yazı dili, doğal olarak Türk halkı için anlaşılamayan bir halkadan ibaret olup, halkın kültür seviyesini yükseltmek yerine, halk kültürünün taze yeşilliği ile beslenemediği için kendi kendini köreltmekteydi. ''
Wilhelm Radloff (1837-1918)
Alman asıllı Rus Türkolog.
|
Eh yâni Tibaren... Elin Alaman Gâvuru'nun 1930 model fikirlerini mi savunuyorsun yoksa?! Hem de 7. asırdan kalma ''yepisyeni'' fikirler dururken!
Yok efendim Arapça'nın ve Farsça'nın menfî etkisi olmuş da, bu dillerle etkileşim halkı zannedilenin aksine ilerletmemiş de, yok bilmem neymiş de... Bir defa Alman, kafası çalışan bir adam olsa, kendi gençlerine, bir ölü dilden fazlası olmayan Prusyaca'yı öğretirdi!
Hem bu sâyede, kendi köklerinden de kopmazdı. Bak, ne kadar geri kaldı adamlar kendi liselerinde Prusyaca öğretmiyorlar diye.
Biz de eğer Osmanlıca gibi ''hakikî'' Türkçe'den vazgeçip, uydurmaca konuşmaya başlamasaydık, kültürel anlamda bundan çoook daha ilerideydik. Meselâ Osmanlı'da okuma yazma oranı yerlerdeydi ve Osmanlıca dediğimiz Türkçe-Arapça-Farsça melezi sûnî dili okuyup yazabilenler, toplumun ancak bir avuç elitiydi ve halk(Türk), bugün nasıl konuşuyorsa, o gün de öyle konuşuyordu ama işte Ermenileri sürdü İttihadçı zibidiler ve Vahdettin İngilizlere sığındı ama bir sor bakalım neden sığındı ve Kurtuluş Savaşı diye bir savaş da yok! Evet...
Gerçi Osmanlıca da ''biraz'' ölü bir dil ve Saray ve Osmanlı'daki elit tabaka hâricinde konuşulmuşluğu(aslında yazılmışlığı bile) yok ama olsun. Maksat, zâten dillendirilen değil. AKP sâyesinde, Türkoloji bölümlerinde zâten öğretilen ve işin akademik bu kısmını çekersek, bundan fazlası da aslında gerekmeyen ve üniversitelerde, hem de işin uzmanları tarafından ve hem de bunu öğrenmeye istekli bir kitleye dâhi ancak birkaç senede öğretilebilen Osmanlıca'yı, haftada ikişer saat, hem de akademisyenler tarafından değil ve hem de bunu öğrenmeyi hiç de istemeyen liseli veletlere sözde öğreterek(öğretmiş gibi yaparak) entellektüel mastürbasyon yapacağız ya, ona bak. Üstüne üstlük, günümüz(yâni aslında Osmanlı'daki halkın-Saray oğlanlarının değil- da konuştuğu) Türkçesi'nde yazılmış kitaplardan en çok satanların Yatmadan Önce 100 Fırça Darbesi ve Çıplak Tenimin Hâfızası olduğu bir ülkenin insanlarından, Ziyâ Paşa'yı, hem de orijinal metinlerden okumasını falan bekleyeceğiz. Üstelik böyle bir şeyin, dünya tersine dönse gerçekleşmeyeceğini bildiğimiz halde.
Uzun lâfın kısası, bizi 1930 model Kemalizm geri bıraktı Tibaren. Padişahlarının bir tekinin dâhi hacca gitmediği, sarayında 72,5 milletin kevâşesinin cirit attığı Osmanlı'nın, sırf azınlıkları pasifize edebilmek için pompaladığı Arap Paganizmi'nin, Atatürk'ün hedeflerinin önünü bir barikat gibi tıkaması değil.
Böyle Alman, asıl, Türkolog, Türkçe, Türk... gibi demode şeyleri de, zâten ancak senin gibi bir laikçi faşistten beklerdim!
60'larda Leninist, 70'lerde Maoist, 80'lerde ANAP'çı, 90'larda Karayalçın'cı olmayı becerememiştin; 2000'lerde AKP'li olmayı da ''kıvıramadın'' be Tibaren!
Bak bana. Ramazanda ezan okunurken, camiye kadeh kaldırıp ''şerefe Allah'' demiş adamım. Ben bile çöreklendim bir Pravda köşesine ve yolumu buluyorum. Yankee'nin Halifesi'nden gelen parayla, bu ülkedeki vatanseverlere, samimî Müslümanlara, Atatürkçülere, Türkçülere... canımın istediği hakâreti yapıyorum, çok güzel oluyor. Üstelik öyle aman aman bir birikimim falan da olmadığı halde. Bâzen bilgi hatâları yapıyorum gerçi ama bana hesap soracak adam mı var şu korku imparatorluğunda?! Bazen direk ''birileri'' yazıyor, ben de imzâlıyorum. Bak o daha da güzel oluyor. ''Ulan bugün ne yazdım acabâ?'' diye açıyorum Pravda'yı. Hamdolsun, karnımız doyuyor yâni.
Sen ve senin gibiler de tutturmuşsunuz bir Atatürk, Türk, Türklük, Türkçülük, Türkçe... Bööaaahhh! 1930 model herifler sizi!
Modern olun modern! At gözlüklerini atın, ilerleyin, liberalleşin, yenilenin, ''yumuşayın!''
Yancı olun yancı!
Biji Radloff!
Esenlikler...
__________________
''6 Kaan yılı, Zak ayı II Maluk günü başlayan korkunç yer sarsıntısı, 13 Şuen'e kadar devam etti. Mu kıtası felakete kurban gitti. Mu ülkesi iki kere kalktıktan sonra bir gece çöktü, üstünü sular kapladı. Toprak birkaç defa havaya kalktı ve oturdu. Felaket, 64 milyon insanın ölümüne sebep oldu.''
Mu, Zak ayının 13. cuma günü batmıştı. O günden sonra insanlar 13'ün uğursuzluğuna inandı.
Theotihuacan Palenk Mabedi Piramidi, Meksika
A calling from way down deep inside of the identity...
|

8. January 2012, 17:22
|
 |
Otağ Üyesi / Forum Member
|
|
Üyelik tarihi: Jan 2010
İletiler: 70
|
|
Türkçe- Macarca
barka- bárka
tepsi- tepszi
kaka- kaka ve kaki
elma- alma
cep- zseb
aslan- oroszlán
tumen- tyümen
leopar- leopard
lav- láva
tarhana- tarhonya
küçük- kicsi
fasulye- paszuly
bakraç- bogrács
çardak- csárda
ibrik- ibrik
afyon- áfium
anneciğim- anyucim
asfalt- aszfalt
ata- atya
pabuç- papucs
balta- balta
kabak- kabak ve kobak
barbar- barbár
barda- bárd
bebe- baba
berber- borbély
beton- beton
bilgiç- bőlcs
bol- bő
borsa- börze
bordo- bordó
budala- buta
buğday- búza
poğaça- pogácsa
kırmızı- karmazsin
keçi- kecske
kırbaç- korbács
kamçı- kancsuka
karantına- karantén
dilmaç- tolmács
teras- terasz
şurup- szirup
şaman- sámán
soda- szóda
sabun- szappan
piyasa- piac
pedal- pedál
pis- piszok
pamuk- pamut
çadır- sátor /Nogay Türkçe- şatır/
arpa- árpa
batur- bátor
sakal- szakáll
sandal- szandál
çakal- sakál
pamuk- pamut
|

27. January 2012, 14:46
|
 |
Yönetici / Administrator
|
|
Üyelik tarihi: Aug 2009
Bulunduğu yer: Schytia
İletiler: 1.149
|
|
Alıntı:
Bulcsú Nickli Üyeden Alıntı
Türkçe- Macarca
barka- bárka
tepsi- tepszi
kaka- kaka ve kaki
elma- alma
cep- zseb
aslan- oroszlán
tumen- tyümen
leopar- leopard
lav- láva
tarhana- tarhonya
küçük- kicsi
fasulye- paszuly
bakraç- bogrács
çardak- csárda
ibrik- ibrik
afyon- áfium
anneciğim- anyucim
asfalt- aszfalt
ata- atya
pabuç- papucs
balta- balta
kabak- kabak ve kobak
barbar- barbár
barda- bárd
bebe- baba
berber- borbély
beton- beton
bilgiç- bőlcs
bol- bő
borsa- börze
bordo- bordó
budala- buta
buğday- búza
poğaça- pogácsa
kırmızı- karmazsin
keçi- kecske
kırbaç- korbács
kamçı- kancsuka
karantına- karantén
dilmaç- tolmács
teras- terasz
şurup- szirup
şaman- sámán
soda- szóda
sabun- szappan
piyasa- piac
pedal- pedál
pis- piszok
pamuk- pamut
çadır- sátor /Nogay Türkçe- şatır/
arpa- árpa
batur- bátor
sakal- szakáll
sandal- szandál
çakal- sakál
pamuk- pamut
|
__________________
''6 Kaan yılı, Zak ayı II Maluk günü başlayan korkunç yer sarsıntısı, 13 Şuen'e kadar devam etti. Mu kıtası felakete kurban gitti. Mu ülkesi iki kere kalktıktan sonra bir gece çöktü, üstünü sular kapladı. Toprak birkaç defa havaya kalktı ve oturdu. Felaket, 64 milyon insanın ölümüne sebep oldu.''
Mu, Zak ayının 13. cuma günü batmıştı. O günden sonra insanlar 13'ün uğursuzluğuna inandı.
Theotihuacan Palenk Mabedi Piramidi, Meksika
A calling from way down deep inside of the identity...
|
|
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
|
|
|
| Seçenekler |
|
|
| Stil |
Normal
|
Yetkileriniz
|
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
HTML-Kodu Kapalı
|
|
|
Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 09:04.
|
 |
|