Türkçü Turancı Turania.Net & Com Turan Ulusları Turan Forumu - Turanian Nations' Turan Forum
  #1 (permalink)  
Alt 5. October 2009, 16:48
Tibaren
Guest
 
İletiler: n/a
Standart Turan taktiği ve Türk savaş sanatı

Kurtların kışın aç kaldıklarında uyguladıkları bir avlanma taktikleri vardır.



Bu taktiğe göre kurt sürüsü iki kümeye ayrılır. Birinci küme fedai kümesidir; ikinci küme ise pusu kümesi. Fedai kümesi köpeklerin bulunduğu yerleşim yerine girer ve köpeklere saldırır. Biraz mücadele verdikten sonra fedai kümesi, yenilmiş gibi davranıp köpeklerden kaçmağa başlar; tabiki köpekler de kurtların ardından onları kovalamağa başlarlar. Ama köpekleri bir sürpriz beklemektedir. Çünkü asıl ve kalabalık topluluk olan pusu kümesi, onları yerleşim yerinin dışında beklemektedir. Pusu kümesi hilal biçiminde dizilmiş ve iyice gizlenmiştir. Fedai kurtlar, köpekleri kurnazca bu hilalin ortasına çekerler. Köpekler hilalin içine tümüyle girince, pusu kümesi, hilali uçlarından kapatır ve köpekler bir çember içine alınmış olur. Artık köpeklerin kurtuluş umudu yoktur; zafer kurtlarındır ve karınlarını doyurmak için avlarını parçalarlar.

Eski Türkler, kurtlarda gördükleri bu oyunu bir savaş manevrası durumuna getirmişler ve yaptıkları birçok savaşta kullanagelmişlerdir. Bu savaş manevrasına ''Kurt Oyunu'', ''Hilal Taktiği'', ''Turan Taktiği'' gibi adlar verilir.

Tarihi kayıtlar incelendiğinde, Roma imparatoru Sezar'ın, sahte geri çekilme ve pusuya dayalı Kurt Oyunu'nu Asya'lı göçebe savaşçılardan öğrenip uygulamağa çalıştığı anlaşılmaktadır. Fakat Roma ordusunun, Türk ordusu gibi süvariliğe dayanmayıp piyade ağırlıklı olmasından ve Roma ordusunda okçuluğa verilen önemin az olmasından ötürü, Roma ordusu Kurt Oyunu'nu uygulamakta yetersiz kalmıştır. Çünkü Kurt Oyunu hızlı bir manevra yeteneği ve yüksek okçuluk kabiliyeti gerektirir ki bu da o zamanlar ancak atlı birliklerle sağlanabilirdi.

Türkler, zamanımıza kadar birçok savaşta (mesela Mohaç Meydan Savaşı, Malazgirt Meydan Savaşı, Kurtuluş Savaşı'ndaki birçok çarpışma; Hun, Kök-Türk, Avar ordularının yaptıkları savaşlar...vb) bu taktiği maharetle uygulamışlardır. Zaten Türkler, yaptıkları savaşların hemen hemen tümünde düşmandan sayıca az bulunmuşlardır. İşte sayıca az Türk ordusunun kalabalık düşman ordularını alt etmesinin arkasında yatan sırlardan biri kurtlardan alıp uyguladıkları bu savaş taktiğidir.


TAKTİK 3 AŞAMADA UYGULANIR
  • Sahte kaçış.
  • Pusu
  • Çember içine almak
TAKTİĞİN BAŞARILI OLMASI İÇİN GEREKENLER
Taktiği uygulayacak ordunun çoğunluğunu atlılar oluşturmalıdır.Askerlerin büyük bölümde ok ve yaylı olmalıdır.Askerler hızlı ve dayanıklı olmasının yanı sıra iyi nişancı olmalıdır.

Düşmanın askerleri daha yavaş olmalıdır. Çoğunluğu piyade olmalıdır.

TAKTİĞİN UYGULANIŞI
A=Taktiği uygulayan ordu.
B=Düşman ordusu.

İki orduda karşı karşıya gelirler. A ordusu kendi arasında üç birliğe ayrılır.Sağ,sol,merkez olmak üzere.Sağ ve sol birliklerde at ve ok olmalıdır.Merkez birlik en güçlü birliktir.Sağ ve sol birlikler hilal şeklinde pusuya yatarlar.Merkez B ordusuna doğru yola koyulur.B ordusu A ordusunun ok meniziline girince A ordusu ok atışlarına başlar. A orudusunun hedefi, düşmanın merkezini dağıtmaktır.Böylece B orudusu kanatlardan merkeze takviye yapacaktır.A ordusunun çoğunluğu oklu olduğundan düşmanın kayıpları büyük olur.A ordusu ilk hedefine uluşınca, kaçmaya başlar.Eğer B ordusu onları yakalamaya çalışırsa, taktiğin en önemli aşaması başarılırdır.

A ordusunu takip eden B ordusunun zırları fazla olduğu için yetişemezler.B ordusunun askerleri yorulur.Ancak artık çok geçtir çünki A ordusunun pusudaki askerleri B ordusunun askerlerini ustaca avlamaktadır.A ordusunun kaçan merkezi birden geri döner ve tüm hızları ile B ordusuna saldırır.Kanatlar düşmanı çepe çevre sarar ve çember içine alır.Düşmanı imha ederler.




Türk savaş sanatı
Okçu süvarilerden kurulu Türk savaş birlikleri at sayesinde sağladıkları sürat sayesinde, (Türk ordularının “fırtına sür'ati” M.Ö. Çin yıllığı Shi-ki'de, Lâtin yazarı IV. asır 2. yarısı- A. Marcellinus, Bizans tarihçisi Priskos ve Ermeni tarihçisi Urfalı Mateos'da belirtilmiştir), sıkı saflar teşkil eden, ağır hareketli ve kütle savaşı yapan yabancı ordular karşısında daima üstünlük sağlamakta idiler.

Türk birlikleri savaşın ve muharebe sahasının icaplarına göre, aldıkları emri icrada kendi insiyatiflerini kullanmakta tam serbestlik içinde mütemadiyen dağılırlar, birleşirlerdi. Bozkır savaş şeklini bilmeyenlere “nizamsız ve telaşlı” gibi görünen bu akıcılık Türk ordularının en büyük avantajı idi. İşte bu esas üzerine kurulu Bozkır muharebe usulünün iki mühim hususiyeti vardı: Sahte ric'at ve pusu. Yani kaçıyor gibi geri çekilerek düşmanı çenbere almak üzere, pusu kurulan mahalle kadar çekmek. Bu savaş usulüne, Türk yurdunun kadîm adından dolayı “Turan taktiği” denilmektedir. Türkler kazandıkları büyük savaşların çoğunda bu taktiği tatbik etmişlerdi (Hatta daha sonraki çağlarda bile: 1040 Dandanakan, 1071 Malazgirt, 1396 Niğbolu, 1526 Mohaç vb bu taktik kullanılmıştır.)

Fertleri bir askerlik havası içinde yetiştiren bozkır Türk halkına bu sürekli başarıları sağlayan başlıca hususlardan biri, aynı zamanda savaş hazırlığı vasfında olan, daimi spor hareketleri idi. Ata binmek, ok atmak herkesin tabii meşgalelerinden idi. At yarışları, cirit, gülle atma, güreş, doğancılık (yırtıcı kuşlarla avlanma) vb. mücadele azmini keskinleştirirdi.
Kadınların da iştirak ettikleri çeşitli top oyunları (futbol, golf ve polo'ya benzer nevileri) Hunlar'dan beri Türkler arasında oynanmakta olup Gök-Türkler çağında Çin'e de yayılmıştı. Fakat Türkler'in en mühim sporu avcılıktı. Bilhassa vahşi ve zararlı hayvanın avı ile sonuçlanan sürek avları gerçek bir savaş manevrası mahiyetini taşıyordu.

Çin kaynaklarına göre M.Ö. 62 yılında Hun hükümdarının idaresinde tertiplenen böyle bir sürek avına 100 bin süvari katılmıştı. Diğer bir sürek avında 700 li’lik (aş. yk. 350 kilometre) bir çevre kuşatılmıştı. Altaylar'da çok eskiden beri bilinen kayakçılık, bazı araştırıcılara göre, oralardan her tarata yayılmıştır.

Bu suretle sağlamlığını ve kudretini koruyan Türk orduları yabancılar tarafından ilk taklit edilen Bozkır müessesesi olmuştur. Türk akınlarına karşı imparator Şi-huang-ti'nin inşa ve ikmal ettirdiği (M.Ö. 214) meşhur Çin şeddi maksada kafi gelmeyince, orduda ıslahat hızlandırıldı. Önce, 20 sene uğraşılarak, Hun usulünde 163 bin kişilik bir ordu hazırlandı. Daha sonra da 300 bin kişiyi Hun usulünde yetiştirdiler.

Atlı birlikler teşkili yolu ile Türk silahları, bozkır Türk süvari elbisesi olan ceket, pantalon ve Hun başlığı ile çizme Çin'e girdi. Sürek avları da orada görülmeğe başladı ve bu ıslahat ve taklitler Gök-Türkler çağında da devam etti.

Romalılar da 5. yüzyıl boyunca ordularını Türkler'inkine uydurmağa çalıştılar. O zamanlardan itibaren yay Roma askerlerinin baş silahı oldu (İngiltere'nin Wales bölgesinde bulunan Romalılar'ın Hun tarzında yay imalathanesi). Bu suretle ceket, pantolon da ilk defa Batıda göründü ve sonra yayıldı.

Romalılar gömlek giymesini de o sırada Türkler'den öğrenmişlerdi. Türk süvariliği ve teçhizatı en çok tesirini Bizans'ta gösterdi. Orada yalnız taklit ile kalınmamış, bizzat imparatorlar tarafından bu hususta eserler de yazılmıştı.

Ordusunda Türk usulüne göre geniş islahat yapan imparator Herakleios (ölm. 641)'un “Tactica” adlı eserinde, 700 yılına doğru Mauriacus tarafından yazılan “Strategikon” adlı eserde, diğer imparator Leon Phyiosophos (ölm. 912)'un yine “Tactica” adını taşıyan kitabında Gök-Türk, Avar, Bulgar, Peçenek, Türk (Macar)'lerin silahları, teçhizatı, savaş usulleri tanıtılmakta ve Bizans ordusunda islahat lüzumu belirtilmektedir.

Üzengi de Avrupada ilk defa Avarlar'da görülmüştür.

Ruslar daha Kiyef knezliği devrinden itibaren Hazar, Peçenek ve Kuman tesirinde, Balkan Islavları, Tuna Bulgarları aracılığı ile hem eğitim, hem teçhizat yönlerinden Türk tarzında askerî güçlerini meydana getirmişlerdi. Cengiz Han da, 1206'da “han” ilanını müteakip devletini teşkilatlandırırken, önce ordusunu Türk usulünde düzenlemiş, yani rütbe hiyerarşisi yerine kabile ünitesi ve hizmetin çeşidine göre kuvvet mevcudu değişen eski Moğol adetini terk ederek, onbaşısından tümen beğine kadar kendi kabilesi (Manghol = Moğol) noyan'larından ve nö-kör'lerinden tayin ettiği 10'lu sistem üzere büyük ve disiplinli ordusunu kurmuştur.

Buraya kadar ana çizgileri ile görüldü ki: Özel mülkiyet, serbest çalışma, imtiyazsızlık; hükümranlık karizma'ya dayanmakla birlikte töre hükümlerinde ifadesini bulan zımnî anlaşma (kanunî meşruiyet), askerî karakter, hayvancılık ve imperium Bozkır devletinin özellikleridir. Bu devlette en mühim mesele, İl'in bütünlüğünü korumak için zarurî kanun mevzuatının, gelişmiş hürriyet eğilimi ile bir ahenk içinde tutulmasını sağlamaktı. Bu son derecede güç bir işti.

Töre sınırlamaları ile şahıs hak ve topluluk menfaatlerinin çatışmasını önleyerek sosyal düzeni yürütebilmek yüksek idare kabiliyeti istiyen bir husustu. Devlet başkanının, cesareti ve askerî bakımdan kifayeti yanında tedbirli, ihtiyatlı ve ileri görüşü, yani eski deyimle “hakîm” olması da gerekiyordu. Tatbikatta bu, gördüğümüz gibi, Türk ülkelerinde umumiyetle daima yeni şartlara göre düzenlenen törenin tam olarak yürürlükte tutulması, imparatorluk durumunda ise toplumda halkı tedirgin etmiyen sosyal ve kültürel alışkanlıkların muhafaza edilerek, ancak huzur bozucu uygulamaların ortadan kaldırılması şeklinde tecelli ediyordu. Töre'nin hakim bulunmadığı yerde Türk İl’i dağılıyor, diğer taraftan İl-hakanlıkların çöküş anlarında, kendi geleneklerine dokunulmayan, yabancı kütleler birer toplum bütünü halinde tekrar ortaya çıkıyorlardı.

“Hakim” tabiri eski Türkçe’nin köklü kelimelerinden olan “bilge” sözü ile karşılanmıştır. Türk İl’inde başarıya ulaşan Türk hükümdarlarına devlet adamı ve hatta hâtunlara “bilge” sıfatının verilmesi, bilgelik’in Türk idarecilerinden istenen başlıca şart olduğunu gösterir.

Türkler uzun bir tarihî hayatın tecrübeleri ile kazandıkları bu siyasî terbiye sayesinde, yabancı ülkelerde de karşılaştıkları sosyal ve iktisadî güçlükleri yenerek, kütleleri memnun edici siyasî teşkilatlar kurmağa muvaffak olmuşlardır. Başarının sırrı, Türk bozkır siyaset anlayışındaki, halk ile işbirliği halinde topluluk menfaatlerini koruma prensibinden ibaret bu “bilgelik” kavramında aranmalıdır. İşaret edilen prensip, aynı zamanda, “Türkler’de devlet toprakları hükümdar ailesinin ortak malıdır” şeklindeki kanaatin yanlışlığını ortaya koyar. Bu tarz, tipik Moğol devlet anlayışıdır ki, Türk ile Moğol’ birbirinden ayırmayan bazı araştırıcılar tarafından Türkler’e yakıştırılmış ve yaygınlaşmıştır. Türk Devleti’ndeki, açıklamağa çalıştığımız ülke kavramı ve meşruiyet telakkisi (kut) karşısında, hanedan mensuplarının çeşitli bölgelere tayinleri, yurt’u şahsî mülk sayarak bölüşme değil, idarî sorumluğu ortaklaşa yüklenme olarak kabul edilmek gerekir.



Kaynak:www.ozturkler.com
Alıntı ile Cevapla
  #2 (permalink)  
Alt 5. October 2009, 18:54
Peçenek Anıl
Guest
 
İletiler: n/a
Standart

Müthiş bir taktik. Türk'ün savaş tekniği dahi kurtlardan alınma.
Alıntı ile Cevapla
  #3 (permalink)  
Alt 5. October 2009, 20:32
Tibaren
Guest
 
İletiler: n/a
Standart

Evet andam,günümüzde dahi kullanılan müthiş bir savaş taktiği.. Asenalar sağolsun.

Alıntı ile Cevapla
  #4 (permalink)  
Alt 5. October 2009, 21:35
AĞASAR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Otağ Üyesi / Forum Member
 
Üyelik tarihi: Aug 2009
Bulunduğu yer: İstanbul-Trabzon-Turan
İletiler: 801
AĞASAR - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart

Bu çok değerli konuya bir katkıda benden olsun ...

Teşekkürler Maveraünnehir ...




__________________
Dolunay buğusunda zifiri gökler'e yazılmış Ad'ın...
İnkâra düşen geceler gibi yok saysın varlığını bütün kâinat
Varsın mavi gün her doğanda silinsin ne çıkar ?
Ay dolanır , yüz bulanır, vakit döner, tılsımlı bir âyinde söylenir Ad'ın ;

Senin Ad'ın TÜRK !...
Alıntı ile Cevapla
  #5 (permalink)  
Alt 5. October 2009, 21:36
Yörük - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Otağ Üyesi / Forum Member
 
Üyelik tarihi: Sep 2009
İletiler: 28
Standart

"Türkler uzun bir tarihî hayatın tecrübeleri ile kazandıkları bu siyasî terbiye sayesinde, yabancı ülkelerde de karşılaştıkları sosyal ve iktisadî güçlükleri yenerek, kütleleri memnun edici siyasî teşkilatlar kurmağa muvaffak olmuşlardır. Başarının sırrı, Türk bozkır siyaset anlayışındaki, halk ile işbirliği halinde topluluk menfaatlerini koruma prensibinden ibaret bu “bilgelik” kavramında aranmalıdır. İşaret edilen prensip, aynı zamanda, “Türkler’de devlet toprakları hükümdar ailesinin ortak malıdır” şeklindeki kanaatin yanlışlığını ortaya koyar."
Teşekkürler andam; güzel paylaşım. Buraya dikkat çekmek istedim.
Alıntı ile Cevapla
  #6 (permalink)  
Alt 19. May 2013, 03:30
Karaton - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Otağ Üyesi / Forum Member
 
Üyelik tarihi: Aug 2009
Bulunduğu yer: Thrace
İletiler: 2.478
Standart

Alıntı:
Tibaren Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Tarihi kayıtlar incelendiğinde, Roma imparatoru Sezar'ın, sahte geri çekilme ve pusuya dayalı Kurt Oyunu'nu Asya'lı göçebe savaşçılardan öğrenip uygulamağa çalıştığı anlaşılmaktadır. Fakat Roma ordusunun, Türk ordusu gibi süvariliğe dayanmayıp piyade ağırlıklı olmasından ve Roma ordusunda okçuluğa verilen önemin az olmasından ötürü, Roma ordusu Kurt Oyunu'nu uygulamakta yetersiz kalmıştır. Çünkü Kurt Oyunu hızlı bir manevra yeteneği ve yüksek okçuluk kabiliyeti gerektirir ki bu da o zamanlar ancak atlı birliklerle sağlanabilirdi.
Sâdece Sezar değil; pek çok hükümdar(H.Yanoş başta olmak üzere) bu taktiği çözmeye de, uygulamaya da çalıştı fakat bunların bir teki dâhi bu işte başarılı olamadı.

Çözüleme(z)di çünkü bu taktik, aynen bugünün gerilla savaşı gibi, kendi bünyesinde pek çok değişkeni aynı anda barındıran ve geliştirmeye son derece açık bir konseptteydi.
Yeni her savaş, berâberinde yeni yeni taktikleri de getiriyor ve yeni yeni manevraları doğuruyordu. Yâni Türk'ün yaşam biçiminden doğmuş bu taktik, yine Türk'ün yaşam biçimiyle sürekli güncelleniyordu.
Ki çözülebilecek bir şey olsa, kurtların soyu çoktan tükenirdi.

Uygulanamazdı çünkü aynen Hollandalıların 4-3-3'ü gibi başkalarına göre özgün ama mûcidine özgüydü.
Nasıl ki Hollandalı çocuklar, futboldan önce total futbolla tanışıyor ve ona göre yetişiyorsa, Türk çocukları da henüz yürümeyi öğrenmeden at binmeyi, kaşık tutmayı öğrenmeden yay germeyi öğreniyordu ve belki de en önemli nokta: Bu taktik için klâsik süvârîlere değil; hafif zırhlı ama çok serî atlı okçulara ihtiyaç vardı ve Türkler at üzerinde oku, İskitlerden bu yana atıyordu(üzengiyi de zâten at üzerinde de ok atabilmek için îcât ettik). Halbuki diğer toplulukların savaş kültüründe atlılar, ağır zırhlarıyla ve başka amaçlarla kullanılıyordu. Böylesi bir cenk stilinden gelmeyenlerin yaptığı da, Türklerin yaptığının kötü birer kopyası olmaktan ileriye gidemiyor ve hiçbir taklit de, aslının yerini hâliyle tutmuyordu.

Sözün kısası... altyapı hocalarınız Hollandalı değilse, total futbola bulaşmayın. **
__________________
Image and video hosting by TinyPic

Image and video hosting by TinyPic

''6 Kaan yılı, Zak ayı II Maluk günü başlayan korkunç yer sarsıntısı, 13 Şuen'e kadar devam etti. Mu kıtası felakete kurban gitti. Mu ülkesi iki kere kalktıktan sonra bir gece çöktü, üstünü sular kapladı. Toprak birkaç defa havaya kalktı ve oturdu. Felaket, 64 milyon insanın ölümüne sebep oldu.''
Mu, Zak ayının 13. cuma günü batmıştı. O günden sonra insanlar 13'ün uğursuzluğuna inandı.

Theotihuacan Palenk Mabedi Piramidi, Meksika

A calling from way down deep inside of the identity...
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
sanatı , savaş , taktiği , turan , türk , ve


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 19:55.


Powered by vBulletin® Version 3.8.6
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
vBSEO 3.0.1 Cebe Noyan
Turania.Net & Com